Ateşle Oynayan Kız – Kitap Yorumu

Merhabalar!

Hazır Millenium Serisinin yorumunu girmeye başlamışken, devam edelim… Karşınızda, Millenium serisinin ikinci kitabının yorumuylayım sevgili blog takipçilerimiz.

Hemencecik konuya giriyorum. >.<

Sizlerden de, site içindeki reklamlardan birisine bir tanecik tıklamanızı ve bize destek olmanızı umuyorum :^)

Ateşle Oynayan Kız – Arka Kapak:

“Eğer hâlâ Ejderha Dövmeli Kız’ı okumadıysanız, bu övgüyü okumayı bırakın ve bir tane alıp okumaya başlayın…
Eğer Ejderha Dövmeli Kız’ı okumayı bitirdiyseniz, o zaman hiçbir şey ikincisini almaktan sizi alıkoyamaz.”
-ERICA MARCUS

“İlkinden daha etkileyici ve daha şaşırtıcı… Bu roman okurları esir edecek.”
-SUNDAY TIMES

“Ateşle Oynayan Kız az bulunan bir şey… serinin ilk kitabından daha iyi olan bir roman…”
-LOUISE FRANCE, OBSERVER

“Etkileyici, bu kitap için sabahlamaya değer.”
-ENTERTAINMENT WEEKLY

“Etkileyici bir iş… Tırnak yedirten bir cinayet ve sırlar.”
-PEOPLE

“Bu kitabı bitirene kadar uyumayı unutacaksınız.”
-DALLAS MORNING NEWS

“Zekice… Beni esir etti ve gözümü kırpmadan okudum.”
-ALAN CHEUSE, SAN FRANCISCO CHRONICLE

“Kurgunun ölümsüzlüğüne hoş geldin, Lisbeth Salander!”
-MARIO VARGAS LLOSA, EL PAlS

“Dünyanın en başarılı suç romanı yazarı olarak memnuniyetle Larsson’u gösterebilirim.”
SLATE

Ateşle Oynayan Kız – Kitap Yorumu:

Kitap gerçekten de adının hakkını veriyor. Lisbeth Salander, ateşle oynuyor. :’)

Stieg, aklıma geldikçe saygı duyacağım harika bir yazar olarak zihnime kazındı… Bunu söyleyerek kitap hakkındaki düşüncelerime geçiyorum.

İlk kitabın incelemesinde bahsetmiş miydim hatırlamıyorum ama Stieg’in aşırı geniş bir perspektifi var. Her şeyi detaylıca anlatıyor, buna İsveç’in ekonomik sistemi, adalet sistemi de olmak üzere birçok konu dahil. O kadar geniş çaplı bir anlatımı var. Ayrıca anlatımında kendine inandıran harika bir yan da var. Bir olay “kurgu” bile olsa, size “vay canına böyle şeyler gerçekten içeride gizlice dönüyor olmalı” dedirtiyor.

Şimdi, yazara aslında burada sayfalar dolusu övgü yağdırabilirim ama kitaba geçmek istiyorum.

Lisbeth.

Benim bir altmış santimetre, kırk kiloluk minik zeka küpüm. Bu kitapta yine başına gelmedik şey kalmadı, değil mi?

Kurgu, ilk kitaptaki gibi bambaşka bir noktadan başlıyor. İlk iki yüz sayfada kendinizi, tatildeki bir Lisbeth’in neler karıştırdığını bilmeden gezinirken okuyoruz ama iki yüz sayfanın devamında öyle şeyler baş gösteriyor ki… Kendimi kitabı soluksuz okurken buldum.

Öncelikle, kitapta ölümüne üzüldüğüm harika iki insan vardı ve o sahneyi okuduğumda şaşkınlıkla bir süre ara vermek zorunda kaldım çünkü hiç beklemiyordum ve sonrasında olanların merakıyla kitaba geri döndüm ve… İnanın bana Stieg yine zekasını gösterdi.

Olaylar öyle bir şekle büründü ki, okurken hızımı alamadım. Harika bir kitaptı, kesinlikle bu seri kendisini efsaneler arasına yazdırmayı hak ediyor.

(Sadece Stieg’in yazdıkları… Keşke bu seriyi bitirmeye fırsatı olabilseydi, ikinci kitapta en çok bu düşünceye kapıldım. Bu seriyi bitirmeye vakti olsaydı Millenium serisi bambaşka bir noktada olabilirdi gibime geliyor…)

Bu kitap… Harikaydı.

Herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.

Şuraya, kitaptan da alıntılar bırakayım. ^^

“Psikopat bir çatlağın sebebe ihtiyacı mı var?”

“Adaleti kendi ellerine almak isteyen insanlara hiçbir zaman sempati duymadım. Ama şimdiye kadar adaleti kendi kendine sağlamak için bu kadar haklı nedenleri olan birine de rastlamadım. Bir sinir gibi görülme riskini alarak söylüyorum… Bu gece olacaklar senin ya da benim ne düşündüğüme bakmayacak. Onun yazsı daha doğduğunda çizilmiş.”

Önce annesi. Sonra Miriam Wu. Lisbeth mutlaka öfkeden deli dönmüştü.
Onu zıvanadan çıkarmışlardı.
Şimdi intikam peşindeydi.

Suçsuz insan yok, suçtaki sorumluluğu değişen insanlar var.

“Her insanın içinde bir katil yattığına inanırım. Çaresiz kalan, nefret eden ya da kendini savunmak zorunda kalan herkes birini öldürebilir.”

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: