Gölge ve Kemik – Kitap Yorumu

Merhabalar arkadaşlar! Sizlere Grisha Serisinin ilk kitabı olan Gölge ve Kemik’in kitap yorumuyla geldim.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, BKM’de Grisha Serisi 29,90’la %70 indirimde! Buraya linkini bıraktım, tıklayıp ulaşabilirsiniz.

Şimdi sizlere kitap hakkındaki yorumlarımı yazıyorum… Ama önce, arka kapak yazısı!

Gölge ve Kemik – Arka Kapak:

Karanlığın ve büyünün hüküm sürdüğü bir dünya Krallığın kaderini değiştirebilecek fakat güçlerinin farkında olmayan yetim bir kız:

Alina Starkov, güçlü büyücüler topluluğu Grisha’ya katılmak üzere Ordu tarafından yetimhaneden alındığında adım atacağı dünyadan bihaberdir.

Çocukluk arkadaşının bir baskın sırasında ölümün kıyısından dönmesi, Alina’nın korkuları ve kaderiyle yüzleşmesine neden olur. Grisha dünyası tehlikelidir ve gizlenmiş birçok tuzağı da barındırmaktadır.

Çok geçmeden kendini krallığı tehdit eden karanlığın karşısında bulan Alina vereceği savaşın henüz başındadır.

Gölge ve Kemik – Kitap Yorumu:

Evet… Bir kitabın daha sonuna geldim. Açıkçası altı dev kitaplık Millennium Serisini bitirdikten sonra polisiyeden uzak fantastik eğlenceli bir şeyler arayışı içindeyken elim Gölge ve Kemik kitabına gitti.

Uzun bir seriden sonra tekrar başka bir seriye başlama hatası yaptığım için biraz kendime söyleniyorum ama bu kitap o kadar da fena olmadığı için şimdilik iyi durumdayım.

En azından okurken bayılma noktasına gelmedim.

Farklı bir dünya varlığını hissettim, fantastik kitaplarda alışılageldik bir kurgu üzerinde dursalar da güçler ve evrenin farklılığından dolayı bir miktar benden olumlu puanı aldı.

Öte yandan, alışageldik kurgudan kastım bilirsiniz… Güç içindedir ama yıllarca farkına varmamışsındır ve bir şey olur birden güç uyanır sonra woaah herkes peşine düşer ve sen, sana yalan söyleyenler arasında doğru yolu bulmayı, kahraman olarak anılacağın yolu seçmeye çalışırsın…

Bu tip kurgular çook yazıldı ve ben her zaman, önemli olanın kurgu değil yazarın işleyiş biçimi olduğunu söylerim.

Bir noktada, karakterlerin duruşunu çok sevindim. Malyen’i başta biraz sinir bozucu bir tip olarak gördüm. Özellikle de ilerleyen bölümlerde, kıskançlığından dolayı Alina’nın kalbini kırdığı için… Ama Karanlık Efendisi’ne göre çok daha sevilesi bir karakter olduğunu fark ettiğimde kendime kızdım.

Açıkçası, yazarın karakterlerini işleyiş biçimini sevdim. Zira, bir noktada ben bile Karanlık Efendisi’nin kötü planları olmadığını ve sadece barış için hareket ettiğini düşünmeye başladım. İçten içe de diyorum ki, bu hikayenin kötüsü nerede?

Meğerse hikayenin kötüsü maskesini takmış hepimizi ayakta uyutuyor!

Fena bir seri değildi, biraz eğlenceliydi. Alina’nın etrafına saçtığı enerjiyi sevdim. Dramatikliği de fena değildi. Kurgusu alışılageldik olsa da, konunun işleniş şekli ve oluşturulan evren güzeldi. Bana orijinal bir tat verdi.

Umarım devam kitapları da bu şekilde akıp gider.

Şöyle alıntılarımı da bırakıvereyim:

“Uç git buradan küçük kuş,” dedi. “Bazı şeylerin görünmemesi gerekir.”

Yine de gücünün tuhaf bir şekilde beni ona çektiğini hissediyor ve kalleş kalbimin ona cevap vermesine dur diyemiyordum.

“Ben senin gibi her yere uyum sağlayamıyorum. Ömrüm boyunca gerçek anlamda bir yere ait olduğumu hiç hissetmedim.”

“Ona her şeyin bir bedeli olacağını söyledim ama beni dinlemedi. Güce olan açlığı gözlerini kör etmişti.”

Yukarıda yıldızlar vardı ama ben sadece onlara uzanan sonsuz karanlığı görebiliyordum.

“Bir şeyleri istemek,” diye fısıldadı, “bizi zayıf kılar.”

“Hayatım boyunca her şeyi yoluna koymanın bir yolunu aradım. Sen uzun zamandır karşıma çıkan ilk umut kıvılcımısın.”

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: