İsveç, Stockholm – AB Destekli Proje: “Erasmus”

İsveç, Stockholm – AB Destekli Proje: “Erasmus”

Kasım 7, 2018 0 Yazar: Semiha Kaya

Merhaba arkadaşlar!

Bugünkü yazımda sizlere, Stockholm’den bahsedeceğim…

Lise 3’teyken okulumun düzenlediği AB destekli bir proje sayesinde (Üniversitede bu durum Erasmus Projesi olarak adlandırılıyor sanırım), 2015 yılında İsveç’e gitmiş ve yaklaşık iki hafta kadar da Stockholm’de kalmıştım.

Tabii, üç yıl öncesinden bahsediyoruz… O zamanlar bloggerlıkla alakam olmadığı ve de tam anlamıyla ergen kafası yaşadığım için etrafı, sizlere orada neler yapmanızı önerebileceğim bir şekilde değil de, “VOAAAH BEN YURT DIŞINA ÇIKTIM BEEE!” diyerek gezdim…

Yine de o zamandan kalan anılarımı kurcalayarak, ilk gezi yazımızda size 2015’teki tatlı İsveç, Stockholm anılarımı anlatmak istedim! :’)

Öncelikle, biliyorsunuz ki, İsveç İskandinav ülkelerinden birisi ve benim gittiğim dönemde havalar soğuktu (Oradaki rehberimiz Nisan ayında havaların çok güzel olduğunu söylemişti ve biz tam da o güzel zamanlar başlayacağı zaman Stockholm’den İstanbul’a dönmüştük…), hatta Stockholm’de kar nasıl yağarmış, onu da görüp geldik!

efsunlublog-isvec-stockholm-kar

Ben, 7 Mart 2015-21 Mart 2015 arası İsveç, Stockholm ’deydim, havalar soğuktu ama öyle bizi korkuttukları kadar ilik dondurmuyordu açıkçası… O kadar boğazlı kazakla gittim yine de ince kazaklarımla gezdim çünkü Stockholm’ü yürüyerek rahatlıkla gezebiliyorsunuz ee, yürüyünce de haliyle ısınıyorsunuz. Yine de, geceleri epey soğuk oluyordu.

Stockholm’de nereleri gezdiğimi şöyle kısaca anlatayım (kısaca diyorum çünkü çoğu yeri isimsel olarak hatırlamıyorum…).

Biz İsveç’in Arlanda Havaalanına indiğimizde, taksiyle kalacağımız otele geçtik. (Otelin adını burada vermek doğru mu olur yanlış mı olur bilemiyorum? O yüzden sadece bir Türk’e ait olduğunu ve otele bağlı rehberlerin de Türk olduğunu söyleyeyim…)

Kaldığımız otelden bize şehir içinde sınırsız gezme hakkı sağlayan akbiller verildi. Bu da sanırım AB destekli bir projeye bağlı olduğumuz için yapılmıştı…

Kaldığımız otelden bir otobüsle en yakın metro istasyonuna gidip metroya binerek, merkezde olan metro istasyonu T-Central’e geçiyorduk. Stockholm’de ulaşım genelde metrolar üzerinden yapılıyor ve metro sistemleri çok iyiydi. T-Central dediğimiz yer, neredeyse şehrin (ya da başkentin) tüm semtlerine ulaşım sağlıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam T-Central durağı iki ya da üç katlıydı ve tüm hatların, tam orta noktasıydı yani T-Central’den Stockholm’ün istediğiniz her yerine giden metroları bulabilirsiniz.

Biz, Stockholm’e indiğimiz 7 Mart günü pek bir yer gezme şansı elde edememiştik. Malum üç buçuk saat uçak yolculuğu, otele gidişimiz ve yerleşmemiz, karnımızı doyurmamız derken günü akşam etmiştik. Yine de etrafa şöyle bir göz atmak için otelimize yakın olan bir alışveriş merkezine gittik. Ayrıca belirtmek isterim ki ülkemizde de epey meşhur olan İkea’nın doğduğu yer ve en büyük deposunun olduğu yer de İsveç, Stockholm’dür.

Hazır alışveriş merkezinden söz etmişken… Her ülkede olduğu gibi İsveç’in de kendine ait para birimi var… Haliyle de İsveç’te onların para birimiyle alışveriş yapılıyor. Tabii biz giderken ceplerimizde Dolar ya da Eurolarla gittik ve bir şey satın alamadık çünkü alışveriş için İsveç Kronu gerekiyordu… Bu arada bizim gittiğimiz dönemde bir İsveç Kronu, Türk parası karşılığında otuz kuruşa denk geliyordu, şimdi kurları bilmiyorum ama İsveç’e gitmeyi düşünüyorsanız, Türkiye’deyken paranızı Krona çevirmeniz sizin için daha kârlı olacaktır.

8 Mart’ta rehberlerimizle birlikte Stockholm’ün güney kısmını gezdik. Gamla Stan (Türkçe çevirisi Eski Şehir oluyor) bölgesini gezdik. Mimarisi çok güzeldi, bana Taksim’i andırmıştı ama çok daha bakımlı olduğunu söyleyebilirim. Tarihi yerleri seven insanlar için, İsveç, Stockholm’de Gamla Stan sokaklarını gezmek çok iç açıcıydı… Yani kısaca gözünüzde canlandırabilmeniz için şöyle açıklayabilirim sanırım: Taksim’in mimarisini bozmadan, güzel bir restorasyon yaparsalar benim gözümde Gamla Stan’la kapışabilir…

Gamla Stan’da gezilecek yerlere internetten baktım (çünkü size sadece anılarımı anlatmak istemiyorum biraz da olsa bilgi vermek istiyorum…). Google, dokuz nokta önerisi yaptı ve bu önerilerden hangilerine gittiğimi de size minik minik anlatacağım.

Kungsholmen’de bulunan Stockhom Belediye Binasıyla geziyi başlatmış (biz oraya gezimizin üçüncü ya da dördüncü günü gitmiştik sanırım). Devamında Gamla Stan’a geçiş yapmış ve orada: Stockholm Sarayı ile başlayarak, Aziz Nikolas Kilisesi, Nobel Müzesi, German Church (Kilise), Mårten Trotzigs Gränd, House of Nobility, Riddarholmen Kilisesi, Evert Taubes Terrass yerlerini gezi noktası olarak işaretlemişler.

Şimdi, ben bunların hiçbirinin içine girmedim ama mutlaka önlerinden geçtim. İsmen bilmesem de görsellere baktığımda, gerçekten tanıdık gelen yerler var. Mesela Gamla Stan’da, Stockholm Sarayı’nın birkaç kilometre ilerisindeki bir köprüde fotoğrafım vardı.

Ayrıca, İsveç, Stockholm’e proje kaynaklı gitmiştik ve iki hafta boyunca liseleri falan ziyaret etmiş ve eğitim sistemlerini görmüştük. Bu lise ziyaretlerimizden sonraysa genel olarak okul müdürümüz, bizi hep serbest bıraktı ve biz de dilediğimiz gibi gezdik. Öte yandan rehberimizle ve onun kız kardeşiyle de acayip iyi arkadaş olmuştuk, bu sayede onlarla birlikte yürüyerek (inanın hiç yorulmuyorsunuz Stockholm dümdüz bir şehir…) birçok yerini karış karış gezdik.

9 Mart günü, Stockholm’deki üçüncü günümüzdü. 9 Mart’ta da Stockholm’ün kuzey kısmını gezmiştik. Sanırım bu kuzey kısmında Kungsholmen’e gitmiş ve Stockholm Belediye Binasını görmüştük, çünkü o manzarayı izlediğimi hatırlıyorum.

Hazır ada demişken, size İsveç’in adalardan oluştuğunu söyleyeyim çevresinde yaklaşık 24.000 ada varmış ve Stockholm de, 14 adadan oluşuyor.

Açıkçası gezdiğim yerleri ismen hatırlamadığım için Stockholm’ün kuzeyinde nerelere gittik söyleyemiyorum, Google önerilerinde de bir şey bulamadım (utanıyor… Uzun uzun bir şeyler anlatmak istiyordu ama anlatamıyordu…).

Stockholm’deki beşinci günümüzde gemiyle Helsinki’ye (Finlandiya’nın başkenti) gitmek için yola koyulmuştuk. Tabii, yolculuk yaklaşık olarak 15-17 saat kadar sürüyordu yani gemide iki gece (döndüğümüz geceyi de dahil ettim) geçirdik.

Bizim bindiğimiz geminin kamara kartını hâlâ saklıyorum! Yazısı silinmiş olsa da, halen elimde…

Tabii, şimdi “Gemiyle on yedi saat yolculuk, sıkılmadınız mı?” gibi bir soru aklınızda oluştuysa, bu soruyu da şöyle cevaplayayım. Geminin içinde vaktinizi harcayabileceğiniz pek çok aktivite vardı. Alışveriş yapabileceğiniz mini mağazalar, alkol alabileceğiniz bar katları (Finlandiyalılar alkol almak için genellikle gemiye binip İsveç’e gidiyorlarmış çünkü hem İsveç’te hem de Finlandiya’da alkol fiyatları epey yüksekmiş onlar da gece boyunca gemide içip, gündüzleri uyuyarak yine ikinci gece gemide içip ertesi sabah kendi evlerine dönüyorlarmış…), akşam olunca açılan disko ve hep açık olan gazino… Ayrıca bizim bindiğimiz gemide akrobasi gösterileri falan da yapılmıştı.

Tabii, ben ve arkadaşlarım genelde fotoğraf çekilmekle meşguldük. Gazinoda birkaç oyun oynayabilir miyiz diye baktık ama pek bir şey anlayamayarak oradan ayrıldık… Ayrıca, ben denizi seyretmeye bayılırım, o yüzden kimsecikler güvertede takılmazken montumu üstüme alıp güvertede akşama kadar oturmuştum.

Ertesi sabah, altıncı günümüzde Finlandiya, Helsinki’deydik. Gemiden indiğimizde direk karşımıza White Church çıkıyordu. Dış mimarisi çok hoştu… İçini de gezmiştik ama içine girdiğimizde sadece mum yaktığımızı hatırlıyorum başka bir şey gözüme takılmamıştı. Tabii, koskocaman bir İsa heykeli de vardı önünde çok fazla kalabalık olduğu için yakından inceleme şansım olmamıştı.

 

efsunlublog-helsinki-finlandiya

 

White Church’ü gezdikten ve etrafında fotoğraflar çekildikten sonra Finlandiya’yı da gezdik. Tabii, ben bu gezi sırasında marketten su alayım derken (bu arada oradaki sular mineralli su olduğu için gazlıydı…) arkadaşımla birlikte sürüden kopmuştum… O yüzden pek bir yerini gezemedim ama Helsinki meydanını, buz pateni yapılan yerlerini gördüm.

Yine daha önce de defalarca dile getirdiğim gibi, etrafı ismini bilerek gezmedim ben… Nerede olduğumu bilmeden, gezdim durdum!

Finlandiya’dan döndüğümüzde, Stockholm’ün meşhur kafelerinden biri olan Café 60’a gittiğimizi hatırlıyorum. Genelde o kafenin ikinci katında otururduk. Akşamları loş bir ortam olurdu hafif basık bir yerdi ve ben öyle yerleri sevdiğim için orada vakit geçirmek benim için keyifliydi.

Stockholm gezimin sekizinci gününde, İsveç’e gittiğinizde gezebileceğiniz yerlerden biri olan Batık Gemi Müzesine (Wasa Müzesi olarak geçiyor) gittik. Bu müzede, bize anlatıldığına göre Vasa veya Wasa olarak bilinen 1626-1628 yılları arasında yapılmış olan İsveç İmparatorluğu kalyonunun orijinal kalıntılarını sergiliyorlarmış.

 

efsunlublog-stockholm-isvec-batikgemimuzesi

Bilgi Notu: Vasa veya Wasa, 1626-1628 yılları arasında yapılmış olan bir İsveç İmparatorluğu kalyonudur. Gemi 10 Ağustos 1628 tarihindeki ilk yolculuğunda limandan ayrıldıktan hemen sonra henüz 1 deniz mili bile gitmeden su alarak batmıştır. (Vikipedi alıntısı.)

Stockholm gezimin devamında, oraya gidiş amacımız olan lise gezme ve eğitim sistemlerini öğrenme olayını gerçekleştirmek için birkaç özel liseye ve devlet liselerine gittik. Ayrıca size söylemeden edemeyeceğim, Stockhom’ün Tensta semtinde bol bol Türk’le karşılaştım. Gerçi, Stockholm’de neredeyse köşe başından karşıma Türk çıktı diyebilirim.

 

efsunlublog-stockholm-isvec2

 

Rehberimizin söylediğine göre, zamanında Konya’dan İsveç’e göç eden epey çok olmuş. Bu, iş bulmak için İstanbul’dan Almanya’ya giden topluluklar gibi, İsveç’te de epey çok Türk vardı. Yani, orada kendimi kimseye yabancı hissedemedim. İsveç, Stockholm’de kaybolamadım bile… (Finlandiya’da sürüden kopmuştum bu kaybolmak sayılır mı acaba?)

Ayrıca, hazır eğitimden de bahsetmişken size kısaca İsveç’in eğitim sisteminden bahsedeyim, tabii hatırladığım kadarından bahsedeceğim.

Devlet, öğrenciler okulu aksatmasınlar diye aileye maddi destek sağlıyor. Fakat öğrenciler belirli bir devamsızlık süresini aşarsa, ailesi onu okula göndermiyor düşüncesiyle, çocuğu ailesinden de alabiliyorlarmış. Yani oradaki lise öğrencileri, okula gittikleri için burs alıyorlar. Bizde durumun, başarıya göre dayalı olduğunu biliyorsunuz. İsveç’te ise bu devam etmeleri için bir teşvik niteliğinde.

Liseleri gezdiğimizde, kendimi Türkiye’de üniversite geziyormuşum gibi hissetmiştim. Yaratıcılığa çok önem veriyorlardı ve bunları destekleyen projelere yardım sağlıyorlardı. Açıkçası, eğitim sistemleri güzeldi. Daha lisedeyken (bizdeki meslek liseleri gibi onlarda da meslek liseleri var) okulun destek sağladığı bir proje için, diyelim ki grafik tasarım okuyorlar, site hazırlayıp, bu site üzerinden ticarete atılabiliyorlardı.

Ayrıca, İsveç’te üniversite okumadan bile çok güzel mesleklerde çok dolgun maaşlarla işe başlayabiliyorsunuz. (Oradayken rehberimiz öyle söylemişti, fakat derinlemesine bir araştırma yapmadığım için bundan pek emin değilim. Yine de refah seviyesi yüksek bir ülke olduğu için ve de genç nüfusu fazla olmadığı da göz önünde bulundurulursa, orada iş bulmak kolay olabilir.)

Evet, eğitim sistemlerine de şöyle kısaca bir değindikten sonra İsveç, Stockholm’deki son günlerime geçelim…

Son günlerimizde, hediyelik eşya almak için Gamla Stan’ı, Ropsten’i falan gezdik. Birkaç tane magnet almıştım, benim gittiğim yerlerden magnet alma hobim olduğu için o zamanlar resmen magnetlere yapışmıştım ama bazen diyorum ki: “Keşke minik gemilerden de alsaydım…” Hem çok ucuzlardı hem de çok güzellerdi, neden almadığımı halen bilmiyorum.

Bu hediyelik eşya alma sırasında, Stockholm’ün tepelerinden birine çıkmıştık (orada gördüğüm ilk yükseklikti…). Stockholm manzarasına karşı fotoğraflar çekildik… En çok üzüldüğüm şeyse, tüm şehri gören Katarinahissen’e çıkamamaktı… Artık bir daha gitme şansım olursa, o zaman çıkacağımı umuyorum!

Oraya dair anlatacak neyim var diye düşününce, sadece gezdiğim ve eğlendiğim anılar geliyor aklıma ve birçoğunu da burada anlattım.

Biliyorum, gezme direktifleri açısından pek zayıf bir yazı oldu ama ben de bu yazıyı gezi rehberi edasıyla yazamadım yazamazdım da zaten çünkü taa yazının en başında da dediğim gibi oraya gittiğimde şimdiki gibi düşünmüyordum. 🙂

Bir nevi bu yazı, benim İsveç, Stockholm anılarım ve orada neler yaptığıma dair aklımda kalanları yazıya aktardığım minik bir yazı.

 

efsunlublog-stockholm-isvecefsunlublog-stockholm-isvec3

 

Ayrıca, yazımı sonlandırmadan önce benim yurt dışına çıkma olayımın tamamen öğretmenlerim sayesinde olduğunu belirtmeliyim. Birçoğunuz yurt dışında eğitim görmeyi, hatta yurt dışında yaşamayı düşünüyor olabilirsiniz. Bunu açıkçası ben de düşünüyorum.

O yüzden tüm bu gezi yazımın altına şöyle ufak bir not bırakayım.

Öncelikle lisede, okulla birlikte yurt dışına çıkmayı planlıyorsanız öncelikle öğrenim görevlilerinizle bunu görüşmeniz gerekecektir çünkü bizim (ben meslek lisesi okuduğum için bölüm öğretmenim) Muhasebe hocamızın AB destekli projelerle bağı vardı. Bu sayede bizim okulumuz da bu projeye dahil oldu ve yurt dışına çıktık.

Açıkçası lisede sistemin nasıl döndüğünü tam olarak bilmiyorum ama birçoğunuz biliyorsunuz ki Erasmus üniversitede gerçekleşen bir olaydır. Üniversitede birinci sınıfı bitirdikten sonra ortalama düzeyinizin yetmesiyle birlikte dil yeterlilik sınavına giriyor ve bölümünüzün anlaşmalı olduğu üniversitelere üç aylığına (bir dönemliğine) gitmiş oluyorsunuz.

Erasmus zamanınızı başarınıza göre gittiğiniz üniversiteden uzatabilir ve altı ayınızı (iki döneminizi birden) gittiğiniz ülkede tamamlayabilirsiniz.

Eğer ki üşengeçlik yapmayıp, önümüzdeki yıl erasmus için hazırlanırsam, burada onun için de bir yazı paylaşabilirim sanırım.

Eh, yazımın sonuna geldim… Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim!

Kendinize iyi bakın!