Mimoza – 3. Bölüm

Mimoza – 3. Bölüm

Ocak 26, 2019 0 Yazar: Semiha Kaya

Merhaba arkadaşlar!

İşte Mimoza’nın yeni bölümüyle karşınızdayım!

Keyifli okumalar dilerim, sayfamıza hâlâ abone değilseniz, abone olup yorum bırakabilirsiniz!

Teşekkürler!

 

3. Bölüm

Telefonumdan yükselen alarm sesiyle gözlerimi araladığımda, gördüğüm korkunç rüyanın etkisiyle derin nefesler alıp veriyordum.

Gözlerimi kırpıştırarak sağ elimi telefonumun olması gereken yere bıraktığımda, elimin telefonuma çarpmasıyla birlikte yıllardır değişmeyen alarm şarkım da kapanıvermişti. Telefonumun piyasadan kalkmasının üstünden yıllar geçtiği için artık telefonum da bana ayak uyduracak düzeye gelmişti. Mesela, bazen yere düşüp bataryası bir yana kendi bir yana fırladığında zavallı telefonumu yerden toparlayarak birleştirdiğimde şarjı %100 ve %0 olma arasında gidip gelebiliyordu.

Genelde %0 olmasına rağmen, bazen çok ihtiyacım olduğunda %100 oluveriyordu.

Kendimi zorlayarak yatağımda doğrulduğumda, bir yandan sol kolumu havaya kaldırıp gerinirken diğer yandan da sağ elimde sıktığım telefonumun ekranına tuş kilidimi giriyordum.

Ekranım açılır açılmaz, şu son zamanlarda bildirimin eksik olmadığı WhatsApp uygulamasına girerek biriken mesajlara baktım. Vize döneminde olduğumuz için dahil olduğum tüm sınıf ve ders grupları aktif bir şekilde harıl harıl sorular atıyor, cevaplar hakkında tartışıyorlardı.

İstatistik dersinin grubunda, rehberimde kayıtlı olmayan onca kişi arasından, artık rehberimde kayıtlı olan Çağatay Aksoy’un yazdığı mesajı görünce kaşlarımı çatarak bir önceki mesajlara baktım.

Geçen yılın çıkmış sorularını atmışlardı gruba ve Çağatay, sorunun cevabının değil de komple sorunun yanlış olduğunu söylüyordu. Ona hak verebilirdim, bizim üniversitede bu sık sık olan bir şeydi…

Dudaklarımı bükerek çıkmış soruların fotoğraflarını indirmeye başladım ve grup konuşmasından çıkarak, gelen diğer mesajlara baktım. Şeyda gecenin dördünde, “Ders çalışmaya dalıp uyumayı unutmuşum. Hayırsız, uyumadan önce uyuyalım desene!” yazmıştı. Gülerek mesajını açıp hızla cevap yazdım.

 

Semra Kayahan: İyi geceler yazmıştım, bana görüldü atacağına benimle yatmayı teklif etmeliydin!

 

Mesajım anında görüldüğünde, cevap yazmasını beklerken yataktan kalkmış ve lavaboya doğru ilerlemeye başlamıştım ki babamın da alarm sesi odasından yükselemeye başlamıştı.

 

Şeyda Alaşehir: Benim hatam olmalı, affet. Günaydın. Kahvaltı yapmadan gelme, hatta kahvaltıyı hazırla ben sana geleyim. Annem yine erkenden gitmiş, evde de yumurta yok. Yumurtasız kahvaltı yapamam ben, biliyorsun beni…

 

Şeyda’nın mesajını okur okumaz, “Baba! Uyandın mı?” diye seslendim.

Babamın odasının kapısı bağırışımla birlikte açıldığında, saçları birbirine girmiş olan babam uyku mahmuru bir ifadeyle bana baktı ve “Ihım,” diyerek başını salladı.

“Şeyda kahvaltıya gelecek, haberin olsun ben mutfaktayken zil çalarsa kapıyı açarsın,” dediğimde, kapısında dikildiğim lavaboya girip Şeyda’ya “Gel,” yazarak telefonumu lavabonun üstüne bıraktım ve musluğu açarak soğuk suyla kendimi dövmeden önce derin bir nefes aldım.

**

Kahvaltı masasının başında, Şeyda, ben ve babam tuhaf bir sessizliğin içinde boğulurcasına kahvaltı namına masaya koyduklarıma odaklanmıştık.

Babam hafifçe boğazını temizlerken, “Siz kızlar aranızda tuhaf espriler yapıyor olmalısınız…” dedi, birkaç saniye önce Şeyda’nın alayla dile getirdiği cümle şimdi masadaki tuhaf sessizliğimizin sebebiydi.

“Aslında…” dedi Şeyda ama nasıl toparlayacağını bilemeyerek, yardım dilenircesine bana baktı. Kendimi kahkahalara boğulmamak için zor tutarken elimdeki çay bardağını masanın ortasına bıraktım. Kenarına bıraksaydım kesin dökerdim, o yüzden ortasına bırakmak en mantıklı olanıydı.

“Şöyle ki babacığım…” dedim, ses tonum bile gülmemek için çırpındığımı belli edercesine titriyordu. “…Şeyda’nın demek istediği neden üç eve birden kira verelim ki? Seni ve Beyza teyzeyi everelim, tek eve çıkıverelim!”

Babamın kaşları anında çatılırken, “Üç ev derken?” diye sordu, son cümleme Şeyda’dan duyduğu andaki tepkisini vermemişti çok şükür.

“Yani, malum evlerimiz üniversiteye uzak ya… Şeyda’yla kaçıp gidelim istiyoruz,” dediğimde, Şeyda da şaşkınlıkla bana dönmüştü. Aslında böyle bir planımız yoktu ve asla da olmazdı çünkü birbirimizi çocukluğumuzdan beri gördüğümüz için, aynı evde geçinip gidemeyeceğimizi ikimiz de biliyorduk.

Ben takıntılı bir manyaktım, Şeyda ise dağınıktı. İkimiz aynı evde birbirimizi öldürürdük ama ayrı evlerde birbirimizin kadim dostuyduk!

Babam, “İstemekle kalın öyleyse, gerçekleşebilecek bir şey değil o dediğin…” diyerek çayından bir yudum aldı ve kalkık kaşlarının altından kıstığı ela gözlerini bana dikti. Bu bakışlar, ‘şansını zorlama’ demek gibi bir şeydi.

“Peki ya ikinci kısım hakkında ne düşünüyorsun babacığım? Tek ev mevzusu?” diyerek yamuk bir gülüşle babama baktığımda, babam bariz bir şekilde gözlerini devirerek ilk önce bana sonra da Şeyda’ya baktı ve “Beni alayınıza dahil edemezsiniz kızlar… Semra, seni ben büyüttüm ve ben seni büyütürken yanında hep Şeyda vardı yani bir miktar Şeyda’yı da ben büyüttüm sayılır… Siz iki kızın benimle sabah sabah dalga geçmeye çalıştığını çok iyi anlayabiliyorum,” diyerek güldüğünde, Şeyda dudaklarını büktü.

“Aslında gerçek olsa, komik ve aynı zamanda da dehşet verici olurdu…” derken Şeyda’nın gözünde babamla, annesinin evlendiğini canlandırdığını tahmin edebiliyordum. Kısa bir anlığına ben de o sahneyi gözümde canlandırınca, dehşet verici olduğu düşüncesine katılırken bulmuştum kendimi.

“Hadi, çok oyalanmayın derse geç kalırsanız alırım façanızı aşağıya,” diyerek masan kalkan babama Şeyda ile aynı anda, “Güle güle git! Kolay gelsin,” dedik ve kahvaltımıza kaldığımız yerden devam etmeye koyulduk.

“Senin bu omletlerine bayılıyorum ya,” dedi Şeyda ona yaptığım çift yumurtalı omletinden koca bir parçayı ağzına götürürken.

“Ulan Şeyda sabah sabah, ‘Benim babam senin anan yok, hadi gel birleştirelim bizimkileri’ gibi bir cümle senin ağzından nasıl düşebildi? Kafan mı iyi?” diye sorduğumda, Şeyda dakikalar önce masada yaptığı patavatsızlığın sebebini açıklamak için ağzındaki omlet parçasını keyifle yemeye koyuldu.

Acele de etmiyordu…

“Şöyle ki, benim anam kişisini evde görebilene aşk olsun! Ona münasip bir koca bulup evinin hanımı haline getirmek istiyorum. Yahu kadını en son iki akşam önce gördüm! Onda da çişe kalkmıştım, kim bilir saat gecenin kaçıydı!” diye homurdandığında, Şeyda’ya çatık kaşlarla baktım.

“Aldığınız son kredi için Beyza teyze fazla mesai yapıyor, evde görememen normal değil mi?” diye sordum.

“Bana ne kardeşim, ben mi dedim araba almak için kredi al diye!” diyerek dudaklarını büzen Şeyda, gözümün önünde minicik, sürekli söylenen kız çocuklarına dönüşüvermişti. Aslında bir yandan da böyle söylenmekte haklıydı. Şeyda kendini bildi bileli annesi çok çalışıyordu, sanırım Beyza teyze bu sayede terk edildiğini aklından çıkarabiliyordu.

“Bak senin babana, adam yıllardır arabasını değiştirmiyor sırf borca düşmemek için,” dediğinde, başımı inkâr edercesine iki yana salladım ve “Değiştirmek için ne zaman bir hamle yapsa, kazık yiyeceği korkusuyla geri basıyor adam. Dört yıl önce aldığımız arabadan sonra bir daha araba değiştiremez hale geldi zavallı babam…” diyerek güldüm.

“Olsun, sonuçta sürekli çalışıp seni ihmal etmiyor,” dediğinde, Şeyda’nın gözlerine kısaca baktım ve kahvaltıma devam etmeye koyuldum. Şeyda’nın hayatında eğlenceli olan tek şey bendim sanırım çünkü ne zaman konuşmaya başlasa içini kemiren ve onu bu hale getiren geçmişini görebiliyordum.

“Tamam, yorum yapmıyorum!” diyerek omletimden kopardığım parçayı suratı asılmış olan Şeyda’nın ağzına uzattığımda, Şeyda’nın yüzü anında aydınlanırken ağzını kocaman açtı ve ben omleti ondan uzaklaştırma şakasını yapamadan, kapıverdi.

“Aslanım benim be!” diyerek sırtına indirdiğimde, ağzındaki omletin bir parçasını masaya düşürdü. Gözlerinde beliren öldürücü ışınlar, içimden geçip iç organlarımı parçalarken hafifçe gülümsedim ve “Aman canım! Masayı ben temizliyorum, öyle bakması gereken benim!” dedim.

“Ağzından memesi alınan bebek gibiyim şu an Semra, bir daha aynı hatayı tekrarlama,” dediğinde, yüzünün aldığı ifade ve ses tonu beni bir kahkaha tufanının daha ortasına düşürmüştü.

Kahkahalarım iyice Şeyda’nın sinirlenmesine sebep olunca, “Umarım bugün tuhaf adamımız karşına çıkar ve normal olmayan bir gün geçirirsin!” dedi ve dişlerini gacırdatarak omletine geri döndü. Şeyda’nın  ‘umarım’ ile başlayan cümleleri genellikle gün içinde gerçekleşirdi, kız artık nasıl içinden geçiriyorsa, tutuverirdi.

“Deme, lütfen Şeyda, umarım deme…” diyerek ellerimi Şeyda’nın ellerine sardığımda, Şeyda yüzündeki şeytani gülümseme ile bana kısa bir bakış attıktan sonra, “Söz ağızdan bir kere çıkar kadim dostum, dedim bile… Artık çok geç,” diyerek kötü kadın kahkahası attı.

“Sen, bu andan itibaren bana kadim dostum diyemezsin!” diyerek Şeyda’nın elini, Yeşilçam filmlerindeki dramatik el bırakma sahnelerini canlandırırcasına, hafifçe iterek bırakmıştım.

Bazen onun dostum mu yoksa dost kılığına girmiş düşmanım mı olduğunu çözemiyordum ama hayatımda olmasaydı nasıl olacağımı biliyordum ve işte bu yüzden ikimiz de birbirimizin vazgeçilmez parçasıydık.

Ben onun için mutluluk kaynağı, o ise benim için kendi dertlerimi görmeme engel olabilecek kadar çileli başa sahip kişiydi. İkimiz de birbirimizin eksik yönleriydik ve bu sayede birbirimizin en yakın dostu oluvermiştik.