Kuroko no Basket – Anime Yorumu (1. Sezon)

Merhaba arkadaşlar, daha önce sizlere anime önerileri yaptığım yazılarımda da belirttiğim üzere bu anime epeydir listemdeydi. Geçenlerde Netflix’e gelmesiyle birlikte, yine listeme aldığım ve yoğun ders tempomdan vakit bulup da izlemeye fırsat edindim.

Kuroko no Basket – Anime Konusu:

Orta okullar arası basketbol turnuvasında, 10 yılda bir geldiği söylenen efsane bir basketbol takımı vardır. Teiko Orta Okulu isimli bu takım beş kişilik basketbol dahilerinden oluşmaktadır ve kimse onlarla baş edememektedir. 

“Mucize Nesil” olarak bahsedilen bu gençler orta okul dönemi bitince ayrılmış ve her birisi başka okullara gitmiştir. Beş kişilik yıldız grubunda bir de gölge adıyla bilinen ve kimsenin tanımadığı, sadece söylentilerde yer alan bir oyuncu daha vardır. İsmi Kuroko Tetsuya olan bu oyuncu diğerlerinin aksine basketbolda hiç de ünlü olmayan Seirin Lisesi‘ne gitmeyi tercih eder.

Mucize Nesil‘in oyun tarzından sonra basketboldan nefret eden Kuroko, basketbolun takım oyunu olduğunu ve kazanmaktan çok takım arkadaşlarınla birlikte eğlenmenin esas amaç olduğunu Mucize Nesil‘e kanıtlamak için Seirin Basketbol Takımı‘na katılır.

Kuroko‘nun en büyük özelliği hiç dikkat çekmemesidir. Sahada varlığı yok olan Kuroko, bu sayede istediği şekilde pas atabilmektedir. Kendisi gibi takıma yeni katılan Kagami Taiga‘da aradığı takım ruhunu hisseden Kuroko, artık Mucize Nesil‘e birlikte meydan okuyacağı takım arkadaşını bulmuştur. Zamanla Seirin Lisesi‘nin diğer takım üyelerininde çeşitli yetenekleri ortaya çıkınca Kuroko basketbolu yeniden sevmeye başlayacaktır. Geriye sadece “Kuroko’nun Basketbol Tarzını” Mucize Nesil‘e kanıtlamak için turnuvalara katılmak kalmıştır.

Kuroko no Basket – Anime Yorumum (1. Sezon)

Öncelikle, Haikyuu izleyene kadar, spor animesi izlememiştim. Genelde shounen izliyordum. Haikyuu izleyince de bir tempom arttı, artmadı diyemem. Böyle baya bir yükselişler, duygusal çöküşler yaşayarak izlemiştim. Tabii o sıralar çok izleme az yazma modunda olduğum için o anki düşüncelerimi sayfada paylaşmamışım…

Neyse, Kuroko no Basket’de de böyle bir heyecan bekledim. İki animeyi karşılaştırmak gibi olmasın ama genel anlamda bu türde sadece ikisini izlediğim için otomatikman kıyaslıyorum… Yani, Haikyuu’nun ana kahramanı Hinata Shoyo, cücük boyuna rağmen kendini göstermeyi seven ve takımın As’ı olmak için çırpınan bir çocuk. Sürekli heyecanlı ve sizi de heyecanlandırıyor, vazgeçmeyişleri ve inadı… Bütünüyle hissettiriyor kendini.

Ancak Kuroko no Basket’deki asıl karakterimiz olan Kuroko Tetsuyo o kadar silik bir karakter ki… Mangakası onu unutmayalım diye serinin adına asıl karakterin adını vermiş. Maç içerisindeki görünmez ve isabetli paslarıyla öne çıkan bu arkadaşımız, basketbolda takım oyunu görmek istiyor. Takımca savaşmak istiyor, kendisi eskiden Mucize Nesil oyuncularından birisiydi ama bir süre sonra Mucize Nesil oyuncuları, bireysel çalışmalara daha çok ağırlık verip takım ruhunu unuttukları için Kuroko basketboldan nefret etti.

Kuroko takım ruhunun heyecanını, basketboldaki birlik ruhunu seviyordu. Oyunlarında da bunu sergilemek istiyordu ve bunu lisede yapabileceğine karar verdi. Seirin Lisesine giderek, Seirin basketbol takımının, takım ruhunu kaybetmeden bir şampiyonluk elde etmek ister.

Tabii, Kuroko kendisini bir gölge olarak gördüğü için, bir ışığa ihtiyaç duyuyor ki bu da serimizin kırmızı kafası Kagami Taiga oluyor. Kendisi Amerika’da okumuş, yapılı ve uzun boylu bir arkadaşımız. Başlangıçta Japon basketbolcuları küçümsese de, Mucize Nesil oyuncularıyla tanıştıkça, modu daha da artan bir karakter kendisi.

Kısacası, ilk sezonda Mucize Nesil oyuncularından üçüyle karşılaştılar ki daha karşılaşmadıkları iki oyuncu daha var.

Kuroko Mucize Nesil’e takım ruhunun bireysel çalışmalardan daha üstün olduğunu göstermek istiyor; Kagami ise Mucize Nesil’i sahaya gömmek istiyor. Her birinin takımını teker teker.

Yani, aslında sürükleyici bir animeydi ama zihinmde Haikyuu’yla karşılaştırıp durduğum için nasıl desem… Aynı tadı alamadım. Bir şeyler çok daha yavan geldi.

Mesela Haikyuu’da, asıl takımımız olan Karasuno Lisesi’nin takımını çok sevmiş anında bütün karakterlerin huylarını sularını hepsini öğrenmiştim. Ancak Kuroko no Basket’de, Seirin Lisesi’nin oyuncularına çok alışamadım. Çünkü ön planda olan Kagami’ydi. Diğerlerine neredeyse hiç fırsat verilmedi.

Öte yandan Mucize Nesil oyuncuları da çok ön plandaydı ve asıl takımı tanıyamamak, onların kazanma ruhunu hissedememek bu anime hakkında beni pek heyecanlandırmadı.

Ayrıca, yeni kurulmuş bir takıma göre (Seirin Lisesi’nin basketbol takımı 2 ya da 3 yıllıktı sanırım) fazla power up vardı, ve bu power upların yarattığı tutarsızlıklar da gözüme battı. Ek olarak, kadın karakterlerin güçlü duruşu (ön planda olan iki kadın karakter olsa da) hoşuma gitti. Aida Riko, Seirin Lisesi’nin basketbol koç’u ve kendisi aynı zamanda lisenin öğrencisi.

Hatta bir liseyle alıştırma maçı yapmaya gittiklerinde, Riko’yu menajer sanıp, “Koçunuz nerede?” diye soruyordu, karşı takımın koçu. Riko da, “Koç benim,” diyordu ve karşı takımın koçu Riko’yu ve Seirin Takımını küçümsüyordu ve bir şekilde, onları sahaya gömüyorlardı.

O bölüm, favorimdi diyebilirim. Zaten bir o bölümde yükseldim galiba. Diğer bölümlerde hep kazanacaklarını ya da kaybedeceklerini en başından kestirebildiğim için çok heyecanlanmamıştım.

Ayrıca favori karakterlerim, Kise ve Kagami oldu. (Kagami yerine Bakagami’de diyebilirim, şapşal dev…) Ayrıca Aomine’yi de sevdim ancak onun kendini en’lerde görmesi biraz sinirlerimi bozuyor ve umursamazlığı. Ama arkadaşlarına karşı çok sevgi dolu bir tipe de benziyor. Gelecek sezonlarda sanırım onu daha iyi anlayacağım. ^^

Animenin ikinci sezonu da Mayıs’ta Netflix’e gelecekmiş, sanırım o zaman izlerim ikinci sezonu…

Bu yorum da pek Kuroko no Basket yorumu olmadı gibi… Daha çok Haikyuu’dan bahsetmiş gibi hissediyorum kendimi… 😀 Yakın zamanda rewatch yaparsam Haikyuu’nun da yorumlarını siteye gireyim bari. ^^

Gelecek sezon yorumunda görüşmek üzere!

Semiha Kaya

6 Haziran 1998 doğumlu, hayalleri yaşından çok olan ve hepsini bir bir gerçekleştirmek için acayip hırs dolu bir insanım.
Hırsımın yanı sıra, üşengeç ve unutkan da olduğum için tüm planlarımı sonsuza dek yaşayacakmışım gibi yaparım lakin genelde anın tadını çıkartırım.
Hem ne demiş James Dean?
"Sonsuza kadar yaşayacakmışsın gibi hayal kur. Bugün ölecekmişsin gibi yaşa."
Benim hayallerim zaten sonsuzluğa eriştiği için, şimdi yaşadığım her anı güzel kılmak için çabalıyorum çünkü bu dünyaya bir kez geliyoruz, tadını çıkarmadan veda etmek yakışmaz bana.
Öte yandan, yazmak ve okumakla fazla haşır neşirim. Öyle ki, Wattpad uygulamasında on milyona ulaşan mizah kitabım, şu an Epsilon Yayınları sayesinde raflardaki yerini aldı. Hâlâ daha aktif bir şekilde yazmaya devam ederken, üniversite okumaya da çalışıyorum. Bir garip İktisat öğrencisiyim ve mezun olduktan sonra bölümümle de ilgili çok büyük hayallerim var.
Size söyledim ya, hayallerim yaşımı aşıyor diye... Benim çok fazla hayalim var. Öyle ki, benden birkaç tane olmasını isterdim çünkü yapmak istediklerimin hepsini bir ömre sığdıramayacakmışım gibi hissediyorum.
Kısacası ben, çok düşünen, çok kuran, çok yazan, çok... çok... Diye giden bir sürü şeyle uğraşan bir insanım.
Bana, instagram: semihaakaya / wattpad: ianinprensesi kullanıcı adları üzerinden ulaşabilirsiniz!

Önerilen makaleler

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: