Kuşatma ve Fırtına – Kitap Yorumu

Merhaba arkadaşlar! Final haftam bitti ve artık ara tatilde sayılırım, o yüzden hemencecik bitirdiğim kitabın yorumunu atıvereyim buraya dedim!

Normalde bu kitabı da iki üç günde bitirirdim ancak tam final dönemine girdiğim sırada başladığım için kitaba devam etmek için pek bir fırsatım olmadı.

Aynı anda iki üniversite idare etmek, on üç dersten geçmeye çalışmak hatta bir de online sistemde büt tatmak… Epey gerici birkaç hafta geçirdiğimden dolayı, kitabı bitirmem yirmi günümü aldı.

Gerçi bir başladığım gün, bir de 30-31 Aralık’ta okudum kitabı. Temelde üç günde kitabı bitirdiğim söylenebilir sanırım. >.<

Eh gelelim kitap yorumuma…

Kuşatma ve Fırtına – Arka Kapak:

Her zaman böyle olmayacak. Özgür kaldığın günlerin sayısı arttıkça hayatın kolaylaşacak… En güçlü Grishalardan biri olan Güneşin Elçisi Alina Starkov, Karanlıklar Diyarı’nda yaşanan faciadan kaçıp arkadaşı Malyen’le birlikte, arkasında bıraktığı dünyanın karmaşasından uzak kalacağını düşündüğü bambaşka topraklara doğru yola çıkar.

Ancak kaderinden ve geçmişinden kaçmak sandığı kadar kolay olmayacaktır. Karanlıklar Efendisi yenilediği gücü ve ölümcül planlarıyla yeniden karşısına çıkmaya hazırlanmaktadır. Alina’nın Karanlıklar Efendisi’ni yenmek ve terk etmek zorunda kaldığı Ravka’yı özgürlüğüne kavuşturmak adına gereken güce ulaşması için uzun ve tehlikelerle dolu bir yolculuğa çıkması gerekecektir. Kuşatma ve Fırtına’nın karanlık dünyasında Alina’yla birlikte kaybolacak ve oradan asla dönmek istemeyeceksiniz.

Kuşatma ve Fırtına – Kitap Yorumu:

Açıkçası, kitaba başladığım gün ilk iki yüz sayfasını okumuşum, sonrasında da araya final haftam girince kitabı bir kenara bıraktım. Aradan on sekiz gün geçince galiba kitabın o ilk tadını mı kaçırdım bilmiyorum ama bu kitap hiç akmadı.

İlk kitabın, farklı evren havasından dolayı (grisha güçlerinden kaynaklı) sevmiştim. Akıcı bulmuştum ve bazı yükselişleri olduğu için sıkıcı gelmemişti ama bu kitapta beni gülümseten tek şey Nikolai’dı.

Sanırım Nikolai da olmasa, kitabı okurken krizden krize girerdim şahsen Malyen’den o kadar soğudum ki… Sürekli triplere girmesi, Alina’nın gücünü reddetmesi ve eski Alina’yı araması beni bitirdi arkadaşlar.

O kısımları uçarcasına okudum, atlaya atlaya geçmek istedim.

Diğer yandan bir de Karanlıklar Efendisi var… Zırt pırt ortaya çıkıp kendisini Alina’ya gösteriyor onu bir gün korkutuyor başka bir gün sarıp sarmalıyor… O sahneleri okurken zihnimde Kylo Ren ve Rey’in sahneleri canlanmadı desem yalan olur. Star Wars serisinin son üçlemesini izleyen varsa benzerliğin ne olduğunu anlamıştır diye düşünüyorum. ^^

En son, Alina’ya gelmek istiyorum. Kitap boyunca süs köpeği gibi gezinip durdu. Bir orada gülümsedi, bir diğer tarafta acı çekti. Bir prens Nikolai’ın kollarında, bir sıradan halktan Malyen’in kollarında, bir de Karanlıklar Efendisi Morozova’nın kollarında dönüp durdu.

Aşk ilişkisinden falan bahsetmiyorum, Alina duygusal olarak aşk diyebileceğim duygularla Malyen’e bağlı. Bir ara, Nikolai’dan hoşlanır gibi oldu ve ilk kitapta da Morozova’ya gönlü kaymadı desem yalan olur ama duygusal anlamda en güçlü duyguları Malyen’e hissediyor.

Bu kitap bir geçiş kitabı olduğundan mı bilmiyorum ama okurken sıkılıp, boğulduğum bir kitap oldu. Kitabın başı, Sturmhond’un varlığıyla heyecanlı bir başlangıç yapıyordu. Sonrasında şaşırdığımız birkaç detay ortaya çıkıyor ve uzun, upuzun bir durulma noktasına geçiyor.

Bir tek, kitabın son elli sayfasında heyecanın yükseldiğini hissettim. Onda da Karanlıklar Efendisi kendisini gösterdi ve Alina, kesinlikle beklemediğim bir şey yaptı. Gerçekten kitap o noktada bitmiş olsaydı, “Vay canına, ilk defa bir ana karakter bu şekilde evreni kurtardı,” diyebilirdim ama olmadı.

Malyen öne fırladı ve Alina’yı çekip çıkardı.

Kesinlikle Malyen’e ısınamadığım için yaptığı şeye gıcık olmadım…

Her neyse, umarım üçüncü kitap bundan çok daha hızlı ve akıcı olur. Zira bu şekilde durgunluğa devam ederse ağlayabilirim.

Gelelim, alıntılarıma… Eğer beni takip etmiyorsanız, 1000k hesabımdan hemencecik takip edebilir ve kitaplar hakkında yaptığım incelemeleri ve alıntıları birinci elden takip edebilirsiniz!

Beni birinin aşağıya seslendiği, ama kendi sesinin yankısından başka bir şey duymadığı bir kuyuya düşmüş gibi yalnız bıraktı.

Korkuyordum ama o korkunun altında heves doluydum.
“Biz birbirimiz gibiyiz,” dedi. “Aramızda, gelmiş geçmiş herkesten farklı bir bağ var.”
Sözlerindeki doğruluk aklımda yankılandı. Öz özü çağırır.

“Bu yüzden mi bunca zaman uzaklarda yaşadın ve Sturmhond oldun?”
“Bunun tek bir sebebi olup olmadığını bilmiyorum. Sanırım kendimi hiç buraya ait hissetmedim, bu yüzden de kendimi bir parçası hissedeceğim bir yer yaratmaya çalıştım.”

“Beni neden yalnız bırakmıyorsun?” diye fısıldadım, bir akşam ben masamda çalışırken arkamda dolandığında.
“O zaman ben de yalnız kalırım,” dedi Karanlıklar Efendisi ve gece boyunca, lambaların gazyağı bitene dek yanımda kaldı.

“Dünya değişiyor,” dedi Nikolai, sesine sivri bir ton yer etmişti. “Biz de onunla birlikte değişiyoruz yoksa bizden geriye hatırlanacak hiçbir şey kalmayacak.”

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: