Metpo – Film Yorumu

Merhaba arkadaşlar, bugün kendimi tivibu film kanallarına kaptırdım ve orada Metpo filmine denk geldim. Bu tarz filmleri severim, bir felaketin ardından küçük bir azınlık hayatta kalmaya çalışır ve sonuna kadar o gerginliği yaşatır.

Mesela Sweet Home, Alice in Borderland, Re:Mind, Train to Busan ve daha tonla örnek verebileceğim dizi ve filmler gibi… 🙂

Evet çok uzatmadan filmin konusuna, oyuncularına ve yorumuma geçeyim.

Metpo – Film Konusu:

Moskova’nın metro sisteminde, Moskova Nehri’ni tünellere aktaran bir su sızıntısı nedeniyle çöküşün eşiğinde olan bir sistemde geçiyor. Problem tünellerin tüm şehrin altından geçmesi ve bu tünellerin çökmesi durumunda yukarıdaki binaların da çökecek olmasıdır.

Metpo – Film Oyuncuları:

Anton Megerdichev’in yönetmenlik koltuğunda oturduğu Metro filminin oyuncu kadrosunda Sergei Puskepalis, Anatoliy Belyy, Svetlana Khodchenkova, Aleksey Bardukov ve Kseniya Berezina yer alıyor.

Metpo – Film Yorumum:

Rus filmiydi, ama ben televizyonda izlediğim için bir de bir yandan da oyun oynadığım için filmi dublaj olarak izledim ama yine de dikkatim filmdeydi.

O yüzden kendimde yorumunu yapma cesaretini buluyorum zaten… Dikkatsizce izlemiş olsaydım buraya havadan sudan kelimeler yazmaya gelmezdim. >.<

Ehe, daha fazla uzatmadan filmden bahsedeyim.

Öncelikle, çok detaylı bahsedemeyeceğimi tahmin edersiniz zira bu tür konuların iki tip sonu olur. Ya büyük bir felaket gerçekleşir ve bütün karakterlerimiz ölür ya da teker teker birilerini kaybettikten sonra geriye kalanlar bir şekilde kurtuluşa ererler.

Bu konu hakkında sizlere spoiler vermeyeceğim ama kalbinizi kıracak ölümler olacak, bunun garantisini verebiliyorum. Ben izlerken çok canım yandı diyebilirim…

Moskova Nehri’nin altından geçen metro hattının basınçtan dolayı çökmesi sonucu, 17 numaralı hat yolcuları metrodaki ani hasardan dolayı kaza geçiriyor ve herkesin oradan oraya uçtuğu bir hengame anı gerçekleşiyor. Filmin bu sahnelerini izlerken ben artık, metrolarda en ön ve arka vagonlarda bulunmamayı, cam kenarlarında ensemi her an patlayabilecek o camlardan koruyabileceğim bir şekilde oturmayı kendime not edindim artık.

Zira o sahneleri izledikten sonra, hâlâ metroya binecek cesarete sahip olmam da ayrı bir şey bence. ^^

Evet, bu felaketin ardından başroldeki Andrew, kızı Ksenia’yı gözden kaybediyor. Çünkü küçük kızını oturtmuşken kendisi kızının önünde ayakta duruyordu ve trenin ani freni yüzünden geriye doğru savrulunca, kızını kaybetti.

Gerilim o noktada başladı zaten ve bütün olay hayatta kalanlarla birlikte metrodan çıkmaktaydı…

Daha fazla sahnesinden bahsedersem muhtemelen sizlerin izleme heyecanını kaçırabilirim ama karakter hikâyelerinden bahsedeyim sizlere biraz.

Alice ve Denis (bu arada karakter isimlerini yanlış yazıyor olabilirim orijinali farklı olabilir, filmi dublaj izlediğim için aklımda kalan şekilleriyle aktarıyorum) arasında alevlenen aşk çok şekerdi ve aklımda bir kurgu vardı benim, hatta içinde geçen bir cümle şu şekildeydi: “Felaketlerin insanları yakınlaştırdığını izlediğim filmlerin bir gün başımıza geleceğini hayal dahi edemezdim…”

Alice ve Denis’i izlemek bana kendi karakterlerimi hatırlattı ve onların hikâyelerini yazma hissiyatımı güçlendirdi diyebilirim ve filmdeki enerjilerini bu yüzden çok sevdim sanırım. Çok sevimli bir çiftlerdi.

Öte yandan, ortamın gerilimine ek olarak bir de hayatta kalanlar arasında aile gerilimi vardı…

Ana karakterimiz Andrew, on iki yıldır birlikte olduğu karısı Irina tarafından aldatılıyor ve tesadüfe bakın ki, Irina’nın Andrew’ü aldattığı adam da o trendeydi ve hayatta kalanlar arasındaydı.

Andrew ile Konstantinov arasındaki her an patlamaya hazır duran o bomba da fazlasıyla gerilim katıyordu filme.

Kısaca sizlere aktarabileceğim yorum bu kadardı arkadaşlar, eğer canınız sıkılıyor ve film izlemek istiyorsanız ve biraz da gerileyim be diyorsanız, bu filmi sizlere tavsiye ederim!

Bir başka yorumda görüşmek üzere!

Aşağıya fragmanı da bıraktım. 🙂

Semiha Kaya

6 Haziran 1998 doğumlu, hayalleri yaşından çok olan ve hepsini bir bir gerçekleştirmek için acayip hırs dolu bir insanım.
Hırsımın yanı sıra, üşengeç ve unutkan da olduğum için tüm planlarımı sonsuza dek yaşayacakmışım gibi yaparım lakin genelde anın tadını çıkartırım.
Hem ne demiş James Dean?
"Sonsuza kadar yaşayacakmışsın gibi hayal kur. Bugün ölecekmişsin gibi yaşa."
Benim hayallerim zaten sonsuzluğa eriştiği için, şimdi yaşadığım her anı güzel kılmak için çabalıyorum çünkü bu dünyaya bir kez geliyoruz, tadını çıkarmadan veda etmek yakışmaz bana.
Öte yandan, yazmak ve okumakla fazla haşır neşirim. Öyle ki, Wattpad uygulamasında on milyona ulaşan mizah kitabım, şu an Epsilon Yayınları sayesinde raflardaki yerini aldı. Hâlâ daha aktif bir şekilde yazmaya devam ederken, üniversite okumaya da çalışıyorum. Bir garip İktisat öğrencisiyim ve mezun olduktan sonra bölümümle de ilgili çok büyük hayallerim var.
Size söyledim ya, hayallerim yaşımı aşıyor diye... Benim çok fazla hayalim var. Öyle ki, benden birkaç tane olmasını isterdim çünkü yapmak istediklerimin hepsini bir ömre sığdıramayacakmışım gibi hissediyorum.
Kısacası ben, çok düşünen, çok kuran, çok yazan, çok... çok... Diye giden bir sürü şeyle uğraşan bir insanım.
Bana, instagram: semihaakaya / wattpad: ianinprensesi kullanıcı adları üzerinden ulaşabilirsiniz!

Önerilen makaleler

2 Yorum

  1. gerçekten yazılarınızı çok beğendim 🙂
    http://Libereji.com/

  2. Teşekkür ederimm😌

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: