Persona – Dizi Yorumu

Merhabalar! Arayı çok uzatmadan bu sefer de, Hotel Del Luna‘dan tanıdığım ve çok beğendiğim bir oyuncu olan IU’nin merkezinde bulunduğu Persona dizisi (ya da antolojisinin) yorumuyla geldim. Netflix’te Hotel Del Luna’dan sonra denk gelmiştim ve listeme eklemiştim. Malum artık evdeyiz, ödevlerden sıkılınca anında Netflix’e dalıp, bir şeyler izliyordum. Çok da uzun olmayan bir şey izleyeyim derken de Persona’ya denk geldim. Zaten IU aşırı beğendiğim bir oyuncu olduğu için de, hemen izleyeyim dedim. Çok fazla bir şey söylemeden, direk dizinin (bölümlerin) spoilersız yorumlarına değineceğim.

Persona – Konusu:

Persona, Lee Ji-eun’un (IU) merkezinde rol aldığı Güney Kore antolojisi web televizyon dizisidir. Her biri farklı bir yönetmen tarafından yönetilen ayrı hikayeler içeriyor. İlk sezon 11 Nisan 2019’da piyasaya sürüldü. 2020’de ikinci bir sezon yayınlanacak.

Persona – Kadrosu:

IU, zaten hangi dizilerde yer aldığından epeyce bahsettim. Bae Doona, ilk bölüm “Aşk Yenilgisi”n de yer alıyor. Kendisi Halka Virüs, Sense 8 gibi Amerikan yapımlarında da yer almış oldukça iyi bir oyuncu. Ayrıca 1999 yılında çekilen ilk School dizisinde de yer alıyor. Park Hae Soo, ikinci bölüm olan “Koleksiyoncu” da yer almaktadır. Kendisi daha önce izlemeye başladığım ama nedenini hatırlamadığım bir şekilde ikinci bölümüne başlamadığım Memories of the Alhambra dizisinde yer alıyor. Kyoung Mi Lee, üçüncü bölüm olan “Yasak Öpücük” bölümünde IU’ya eşlik ediyor. Son bölümde, “Gece Yürüyüşü”nde IU’ya eşlik eden oyuncu ise Kim Tae Hoon. Daha önceden izlediğim Bad Guys dizisinde rol almış.

Persona – 1. Bölüm “Aşk Yenilgisi”

IU, burada babasının sevgisini paylaşmak istemeyen kıskanç bir kızı canlandırıyor. Üvey annesiyle kıyasıya bir tenis maçına girmeden önce ortaya bir iddia atıyor. Bu iddia uğruna üvey anne ile IU arasında kıyasıya bir tenis maçı başlıyor. Yorumuma gelecek olursak… Bu bölüm, aslında devamını görmek isteyeceğim 20 dakikalık güzel bir girişti. IU’nun canlandırdığı karakterin hırsı, kaybetme korkusu ve duyguları çok güzel bir şekilde yansıtılmıştı. Hislerin izleyiciye geçmiş olması, izlerken kendinizi kaptırmanız gerçekten çok kolay oluyordu. Dört bölümden en çok beğendiklerimden ikincisi bu bölümdü.

Persona – 2. Bölüm “Koleksiyoncu”

IU, bu bölümde oldukça gizemli ve acımasız, hatta fazlasıyla umursamaz bir karakteri canlandırıyor. Eşini daha genç bir kadınla birlikte olmak için terk eden bir adamla birlikte olan IU, onun gizemi ve açık uçlu biten sonuyla bu bölüm de en sevdiğim bölümler sırasında ilk başa yerleşti. Açıkçası, uzun bir film olsa, detaylı bir şekilde işlense hiç sıkılmadan izleyeceğim oldukça merak uyandırıcı ve gizem dolu bir bölümdü. IU’nun buradaki duruşu, oyunculuğu tekrardan beni kendisine hayran bıraktı.

Persona – 3. Bölüm “Yasak Öpücük”

IU bu bölümde de, bir süredir haber alamadığı arkadaşını merak eden bir liseli öğrenciyi canlandırıyor. Açıkçası, IU’yu en çok beğendiğim bölüm buydu. Atarlı bir lise öğrencisi kılığı ona o kadar çok yakışmıştı ki, bölümü izlerken aşırı keyif aldığımı dile getirebilirim. Ancak bölümü izlerken sadece IU’nun oyunculuğundan ve arkadaşıyla olan bağından hoşlandım. Bunun dışında, bölüm çok boşlukta bırakıyordu insanı. Hani olur ya bir metin giriş, gelişme ve sonuçtan oluşur… Burada, giriş sahnesi vardı ama gelişme yoktu doğrudan sonuca atlamıştı ve sonuç da eksikti… Bu yüzden, eksiklik hissiyle bitirdim ve nasıl bir mesaj almam gerektiğini pek anlayamadım. Yine de IU’nun oyunculuğu sayesinde takılmadan izlediğim bir bölüm oldu.

Persona – 4. Bölüm “Gece Yürüyüşü”

IU, son bölüm olan bu Gece Yürüyüşü bölümünde ölü bir kadını canlandırıyor. Açıkçası, her bölümde farklı bir duyguya değinmek istemişler sanırım. İlk bölümde, hırs ve yıkılmışlık; ikinci bölümde, tutku ve acımasızlık; üçüncü bölümde, asilik ve gençlik; bu son bölümdeyse, drama ve acı… Bu bölümde, ölü bir kadını canlandıran IU, ardında bıraktığı sevgilisinin rüyasına giriyor ve onunla uzun bir yürüyüş yaparken vedalaşıyor… Oldukça hoş, etkileyici bir bölümde ve sanırım en çok etkilendiğim bölümdü. Duygusal bir sondu.

Persona – Yorumum:

Bölümlerden bahsederken, bölümler hakkındaki düşüncelerimi de kısaca dile getirmiştim. Burada da genel olarak diziden bahsetmem gerekirse, internetteki araştırmalarım arasında “deneysel bir proje” olduğunu okudum. Belki bir uygulamayı belki de bir senaryoyu deniyorlardı, bunu kestirmek güç ancak bölümler tamamen açık, kafada tamamlanmaya müsait bir şekilde bırakılmıştı. 4. Bölüm yorumunda da bahsettiğim gibi, her bölümde bir duygu ön plana çıkarılmış gibi hissettim. Bu yönden bu antolojiyi etkili bulduğumu söyleyebilirim. Keyifliydi, bölümlerin anlatmak istediklerini anlamak için biraz da duyguları sindirmek için bölümlere kısa aralar verilerek izlenmesini tavsiye ederim. Aşağıya antolojinin fragman linkini bırakıyorum. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Sayfadaki reklamlardan bir tanesine tıklayarak bize destek olabilirsiniz, teşekkürler!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: