Karga Kız Serisi – Kitap Yorumu

Merhaba arkadaşlar! Sizlere, 3 kitaplık bir seri olan Karga Kız Serisinin yorumuyla geldim! Ayrıca, psikolojik kitap severlere kıyak olsun diye buraya tıklayarak üç kitaplık bu seriyi 30 TL’ye sipariş edebilirsiniz!

Ek olarak, buraya 1000K hesabımın linkini bırakıyorum, çünkü kitaplarda altını çizdiği cümleleri ve ilk incelemelerimi bu uygulamada paylaşıyorum. Beni uygulamada hesabınız varsa takibe de alabilirsiniz!

Evet, öncelikle serinin ilk kitabı olan Karga Kız ile başlıyorum.

Karga Kız – Arka Kapak Yazısı:

İNSAN RUHUNUN DERİNLİKLERİNE GERİLİM DOLU BİR YOLCULUK

Her şey bir cesedin bulunmasıyla başladı. İşkence görmüş, mumyalanmış ve terk edilmiş bir ceset.
Onun bulunmasıyla gizli hayatlara ait, kâbuslarla dolu bir dünya gün yüzüne çıkacaktı. Kayıp kimlikler, gizli ritüeller ve canice sömürülen bedenlerin dünyası. Kimseye güvenmenin mümkün olmadığı bir dünya.
Bu, polisin bugüne kadar gördüğü en karanlık ve karmaşık vakaydı.

Bu, Karga Kız’ın dünyasıydı.

KARGA KIZ’IN DÜNYASINA GİRMEYE CESARETİN VAR MI?

Karga Kız – Kitap Yorumum:

Arkadaşlar, bu kitap için mükemmel kelimesi az kalır.

Öncelikle, iki yazarın yazdığı bir kitap olduğunu belirteyim. İsveçli iki yakın arkadaş, isimlerini kombinleyerek Erik Axl Sund mahlası altında bu kitabı ortaya çıkarmışlar. Aynı zamanda psikanaliz ödülü kazanmış, İsveç polisiye serisine girmiş bir seriden bahsediyoruz.

Yani temeli boş bir kitap değil, oldukça sağlam bir kitap. Psikolojik gerilimi hissettiren, harika analizlerde bulunan ve çoğu zaman tahmin dahi edemeyeceğiniz yönlere sürükleyen bir kitaptı.

Öte yandan, çok fazla ters köşe var. Yazarlar size bir şeyleri gösteriyor, aslında her şeyi gösteriyorlar ama göz onunda bulunan diğer olaylar yüzünden arka plandaki asıl görmemiz gereken olayı kaçırıyoruz.

Anlayacağınız, efsane bir seri ancak ters köşelerle sizi tokatlayıp bırakıyor.

Okurken hangi noktada kendimi kaybettiğimi ve kitabın içine gömüldüğümü fark edemedim… Bazı yerleri dönüp tekrar okurken, “bu ayrıntıyı nasıl kaçırmışım?” diye dövünüp durdum resmen.

Hem her şey verilmiş, hem de hiçbir şey verilmemiş gibi o kadar güzel işlenmiş bir kurguydu ki… Okurken oldukça keyif aldığımı söyleyebilirim.

Gerçekten yazarları şöyle ayakta alkışlayarak tebrik etmek istiyorum. Okuduğum onlarca sıkıcı psikolojik gerilime kıyasla, en dolu en heyecanlı kitaplardan birisiydi…

Psikolojik gerilim seviyorsanız, okumanızı tavsiye ederim.

 

Gelelim, serinin ikinci kitabına.

 

Açlık Ateşi – Arka Kapak Yazısı:

Ruhunun parçalarından oluşan bir yapboz, 
Derinlerde yansımanı görebildiğin bir hayat, 
Geçmişin yarattığı bir gelecek… 

Hafızasının boşluklarını doldurma arzusunun körüklediği açlık ateşiyle başlattı her şeyi ve bilinçaltının derinliklerindeki huzursuz ruhları teskin etmek için tek ihtiyacı olan şey intikamdı. O, bütün oklar kendisini gösterirken bile gizlenmeyi başarabilen bir katildi.

Tek bir ortak noktası olan birden fazla cinayet işlenmişti ve izi sürülemeyen Victoria Bergman ismi bu büyük bilmecenin tam ortasında duruyordu. Canice işlenen intikam temalı cinayetleri çözmek için göçmen çocuk cinayetlerinin soruşturmasına ara vermek zorunda kalan Komiser Jeanette Kihlberg sırlarla dolu korkunç bir geçmişin perdesini aralamak üzereydi.

Bu, maskelerin ardında gizli bir dünya yaratma meselesiydi.

Bu, zayıfların güçlerini ispatlama mücadelesiydi.

Karga Kız’ın Açlık Ateşiyle Yüzleşmeye Hazır mısın? 

Açlık Ateşi – Kitap Yorumum:

Victoria Bergman’ın yüzleri… Bütün olarak Victoria’yı tanıdığımız, ilk kitaptan daha derin işlenen bir kitaptı.

Psikolojik tahliller, Sofia ve Jeanette arasındaki değişen durumlar ve daha fazlası… İlk kitabın sonunda nasıl kriz geçirdiysem aynı şekilde bu kitapta da elim son kitabı aradı. Bütün kitap boyunca odaklandığımız şeyden, o kadar farklı bir ters köşe yedim ki… Hayır, sen ilk kitaptan biliyorsun bu yazarlar ters köşe yapmaya bayılıyor. Nasıl anlamazsın Sem dedim kendime.

Ah, arkadaşlar… İnanın, ters köşeleri olmasaydı ve yapılan analizler o kadar yerinde olmasaydı bu kitapta çıldırabilirdim.

Ayrıca, epeydir de kitap yorumu yapmıyordum nasıl yorum yapacağımı hangi noktalardan değerlendireceğimi bir türlü ayarlayamıyorum. Aklımda kitapla ilgili çok fazla düşünce var. Özellikle de son kitapla ilgili yoğun düşüncelere sahip olduğum için ikinci kitap yorumunda son kitabın yorumuna girmemek için sürekli olarak “Bu hangi kitapta olmuştu?” ayrımına düşüyorum…

Biraz toparlayacak olursak, kitabın dili yine sürükleyiciydi. Psikolojik gerilim olmasından gözünüz korkmasın. Bazı serilerin aksine, bu kitapta dil sizi içine çekiyor. Özellikle de karakterler arası geçişlerdeki farkı size ince detaylarla göstermesi hem daha dikkatli okumanızı sağlıyor hem de kitabın nasıl akıp gittiğini fark etmiyorsunuz.

Akıcı bir dil, güzel bir konu ve ters köşeleriyle bu kitap da oldukça sürükleyiciydi. Ayrıca, finaldeki ters köşesi size son kitabı arattırıyor. Çünkü final, kurduğunuz ve kurabileceğiniz bütün olasılıklara çomak sokup size gülümsüyor.

İşte diyebileceğim tek şey budur.

 

Gelelim, serinin üçüncü ve son kitabına…

 

Azap Çukuru – Arka Kapak Yazısı:

Katil, çocukluğunda maruz kaldığı aşağılanma yüzünden içinden taşan öfkeyle başlatmıştı her şeyi. Geçmişiyle baş etme yollarından biri, başına gelenleri sembolik olarak kurbanlarına uygulamaktı.

Mumyalanmış yeni bir çocuk cesedi daha bulunmuştu. Komiser Jeanette Kihlberg bir yandan aynı şekilde mumyalanan iki çocuk arasındaki ilişkiyi araştırırken diğer yandan intikam kokulu cinayetlerin kurbanlarıyla bağlantılı kişilerin peşindeydi. Zira onlar da yaşamını yitiriyordu ve aralarında kayıp olanlar vardı.

Yaşananları örtbas etmeye çalışan nüfuzlu kimselere rağmen Komiser Jeanette Kihlberg ve ekibi bu akıl almaz cinayetler zincirinin fitilini ateşleyen tarikat liderini vaktinde bulabilecek miydi?

Bölünmüş kişiliğini ve hafızasındaki boşlukları iyileştirmeye çalışan Sofia Zetterlund’un, geçmişinden kalan dikenli prangalarından kurtulması mümkün olabilecek miydi?

Azap Çukurunda Şahit Olacaklarına Dayanabilecek misin?

 

Azap Çukuru – Kitap Yorumum:

ARKADAŞLAR.

YOK BÖYLE BİR KİTAP.

BAKIN CİDDİ SÖYLÜYORUM, KİTAPTA O KADAR YÜKSELDİM Kİ… SONU İÇİN EFSANE KURGULAR OLUŞTURDUM KAFAMDA AMA BİLİN BAKALIM NE OLDU? YIKIM.

Şimdiden sizi son kitaptan uzaklaştırmak istemezdim ama… O son neydi ya? Yaklaşık bir buçuk gün boyunca ben o sonun etkisinden çıkamadım. Öyle bir boşluğa düştüm ki, 1984’ü sonundan daha çok yıktı beni diyebilirim. Kaldı ki, ben 1984’ün sonunda sinirden ağlayıp kitabı duvara fırlatma derecesine gelmiştim. Yani siz anlayın bu kitabın sonunda nasıl bir boşluğa düştüğümü ve tepki dahi veremeyecek kadar donup kaldığımı…

Ayrıca, laf arası belirtmek isterim ki Aybike’nin youtube kanalında bu kitap serisi için birlikte bir yorum videosu çekeceğiz. Kanalına abone olarak videoyu izleyip bize destek olursanız oldukça mutlu oluruz!

Videoyu çektiğimizde yine linkini buraya bırakacağımız için, sonradan da olsa bu yazıyı okuduğunuzda videoya geçebilirsiniz. Orada canlı canlı daha iyi hayıflanacağımdan eminim…

Ehe, yorum arası reklam tıkıştırdıktan sonra kitaba geri dönelim.

Birinci kitapta Victoria Bergman’ı merak ettik. İkinci kitapta Madeline… Üçüncü kitapta ise kimi merak edeceğimizi şaşırdık.

Birçok açıdan, psikolojik tahlilleri ile nirvana olsa da bu son kitap beni yeterince tatmin etmedi. Sanırım finali yüzünden. Öyle bir son yakıştırmadığım için, belki de öyle bir sonu hak etmediklerini düşündüğüm için… Bilemiyorum, benim için hayal kırıklığı olmakla güzel bir veda olmak arasında gidip gelen bir sondu.

Yine de ben size bu kitabı okumanızı önerir miyim? Elbette öneririm! Çünkü iyi kötü bir sondu ve okunmaya değerdi. Ayrıca, seri oldukça güzeldi bunu asla inkar edemem. Fena halde sarıcıydı, sizi alıp bambaşka bir aleme götürme yetisine sahipti. O yüzden bu seriyi gönül rahatlığıyla (eğer ki psikolojik kitapları seviyorsanız) sipariş edebilirsiniz!

Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.

Bir sonraki yorumlarda görüşmek üzere!

(sayfadaki reklamlara tıklayarak, bizlere katkı sağlayabilirsiniz, teşekkür ederiz!)

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: