Merhaba arkadaşlar!

Bugün, yeni bitirdiğim anime yorumuyla karşınızdayım. Taptaze bitti, gözyaşlarımın yumrusu hâlâ boğazımda… O derece yani. Aynı zamanda da sinirim tepemde…

Çünkü yine bir shoujo anime (anime türleri sayfasından hangi türe girdiğini öğrenebilirsiniz) ve yine yarım hissettiren bir anime… Bir de, mangakası hastalanmış bu yüzden mangası da tam anlamıyla bitmiş sayılmaz… Anlayacağınız içim yine buruk.

Hemen sizlere animenin konusundan ve yorumumdan bahsedeyim.

Nana – Anime Konusu:

Nana Komatsu’nun erkek arkadaşı Shoji, bir yıl önce güzel sanatlar akademisine girebilmek için Tokyo’ya gitmiş. Nana da, Shoji’nin yanına gidebilmek için işe girip para biriktirmeye başlamıştır. Aradan bir yıl geçer ve beklenen gün sonunda gelir. Nana’nın trene bindiğinde bulabildiği tek boş koltuk; Nana Osaki adında, kendinden tamamen farklı görünen bir kızın yanı olmuştur. Tokyo’ya vardıklarında ayrılan iki Nana’nın yolu, ev ararken tekrar birleşir. 707 numaralı daire; kaderlerinin kesiştiği yer olur. Birbirinin zıttı bu iki arkadaş, Tokyo’da; aşk, kariyer ve hayata dair bir çok olay yaşarlar.

Nana – Anime Yorumum:

Şimdi, en baştan Komatsu Nana’ya, Hachi diyeceğimi belirteyim çünkü animede, Osaki Nana birbirlerine seslenirken tuhaflık yaşanmasın diye ve Komatsu da fazlasıyla evcil hayvan gibi sevimli, istenileni yapan bir tip olduğu için ona Hachi lakabını verdi.

Hikâye genel olarak Hachi’nin dünyası etrafında şekillenirken, animenin sonlarına doğru Nana’nın da hayatına daha fazla detaya girilmeye başladın ama asıl karakterimiz Komatsu Nana (Hachi). Onun hercai gönlünün oradan oraya uçuşlarıyla gelen ilk bölümün ardından ağırlıklı olarak onun konuşmaları yer alıyor animede.

Her bölümün başında ve sonunda, Nana için bir kaç söz söylüyor ve insan animenin sonunda göreceği şey için meraklanıyor ve hatta, endişe duymaya başlıyor.

Ancak yazıma girerken en başta da dediğim gibi, maalesef ki yarım kalmış bir anime/manga. Mangakanın hastalanmasıyla birlikte yarım kaldığı için, hem mangası hem de animesi yarım.

Öyle ki, ben finali izlediğimde, sezon finalini izlediğimi falan düşündüm çünkü aklımdaki hiçbir soru yanıtlanmadı. Tamamen öfkemin kontrolü altına o zaman girdim.

Öte yandan, bütün karakterler için kalbim o kadar çok kırıldı ki… Doğru düzgün bir finali hak ettiğimi düşünmeden edemiyorum ama mangaka hastaymış, yani bunun için de aslında diyebilecek bir şey kalmıyor.

Bunu bile bile animenin sonuna kadar gitmiştim, hayal kırıklığım haricinde çok güzel bir animeydi. Kalp kırıklıkları, dram, arkadaşlık… Birçok şey iç içeydi.

Beni gözlerim dolu dolu izlemeye, bir sonraki bölüme bir an önce geçmeye zorladı diyebilirim.

Bütün karakterler için üzüldüğümü söylemiştim ya… Gerçekten her biri için ayrı noktadan kırıldım. En çok da Hachi için. Onun hercai kalbinin getirdiği ilişkileri ve ilişkilerinde deneyimlediği kalp kırıklıkları beni çok üzdü. Diğer yandan Nana’nın çok hassas oluşu, Hachi yaralanırken ona yardım etmek isteyip ama ondan daha çok kalbi incindiği için yardım edemeyişleri, kaçışları beni çok üzdü.

Aslında birlikte sadece altı ay geçirdiler ve aralarında kopulmaz bir bağ oluştu. İkisinin de ismi Nana, Japonca’da 7 oluyor. Birlikte tuttukları dairenin numarası da 707.

Kader onları bir arada tutmak istediği halde, onların zaman içinde yaşadıklarıyla birbirlerinden kopmalarını izlemek… Çok sevdiğim, çok kırıldığım bir anime oldu. Şu an bunları yazarken de oldukça duygusalım anlayacağınız…

Ayrıca, anime boyunca daha fazla görmek istediğim bir şey varsa o da Black Stones’un (Osaki Nana’nın vokalisti olduğu punk rock grubu) daha çok sahne almış olmasıydı. Nana’nın o sahne ışıkları altında parlamasını, harika sesiyle izleyenleri büyülediğini görmek isterdim.

Hayalini yaşamayı hak ediyordu ve animede bunu çok az görmüş olmamız beni gerçekten çok üzüyor…

Ayrıca, sadece Nana’lar için değil… Animede bir çok karakter için de üzüldüğümü söylemem gerek. Shin-chan’ın hikayesini merak ediyorum mesela, o hiç açıklanmadı. Nobu ve Hachi’nin yüzleşmesini görmek isterdim… Diğer yandan Yasu’nun da mutlu olduğunu görmek isterdim. Ren’in Nana’yla mutlu bir hayatı olup olamayacağını, Takumi’nin Hachi’ye nasıl bir gelecek sunduğunu ve Reira…

Umutsuzca Takumi’ye aşıkken, yılların onun için nasıl geçtiğini öğrenmek isterdim.

Ah ah, bu anime pek çok açıdan yarım, eksik ve benim, hiç cevaplanmayacak kadar çok soru işareti var kafamda… Ancak izlemeye değerdi. Harika ost listesi de dinlenmeye değer…

Eğer vaktiniz olursa, mutlaka izlemeniz gereken animelerden birisi Nana’dır!

Bir sonraki yazılarımızda görüşmek üzere!

Semiha Kaya

6 Haziran 1998 doğumlu, hayalleri yaşından çok olan ve hepsini bir bir gerçekleştirmek için acayip hırs dolu bir insanım.
Hırsımın yanı sıra, üşengeç ve unutkan da olduğum için tüm planlarımı sonsuza dek yaşayacakmışım gibi yaparım lakin genelde anın tadını çıkartırım. Hem ne demiş James Dean?
"Sonsuza kadar yaşayacakmışsın gibi hayal kur. Bugün ölecekmişsin gibi yaşa."
İşte tam olarak ben de böyleyim. Sonsuz hayale sahibim ancak anımın da kıymetini biliyorum. Her anın tadını çıkartıyorum.
Size de anınız kıymetini bilmenizi tavsiye ederim, ne de olsa zaman geri dönmez. :)

Bana, instagram: semihaakaya kullanıcı adı üzerinden ulaşabilirsiniz!

Önerilen makaleler

2 Yorum

  1. devamını merak ediyorsan mangasını okuyabilirsin o da yarım kaldı ama sorularının cevabı var

  2. Ayy, zaten mangasını okumak vardı aklımda. Manganın 42nci bölümünden sonrası animenin bittiği yerden devamıymış. O yüzden okumayı planlıyorum zira bu kadar güzel bir animenin ve hatta manganın yarım kalması beni çok üzüyor… 🙁

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: