AFTER LİFE DİZİ YORUMU | NETFLİX ÖNERİSİ

 

Se lam laaaar ! After Life dizisi ile ilgili yazımıza hoş geldiniz, gönül isterdi ki her sezon için ayrı yazı hazırlayayım, ama diziyi izleyip bitirdikten sonra pek sezon sezon detaylı hatırlama gibi bir özelliğim yok ne yazık ki 🙁 O yüzden şuana kadar izlediğim üç sezon ile ilgili konuşabileceğim sizlerle. Yazıyı hazırlarken biraz araştırma yapayım dedim, dizinin 3. sezonu final sezonuymuş yani dizinin devamı olmayacakmış. Ben izlerken çok araştırma yapan birisi değilim, izleyip yeni sezon çıkana kadar bekleyen biriyim.

Dizinin sonu çok soru işareti bırakan bir son olduğu için devamı olacak diye düşünmüştüm ama yanılmışım ne yazık ki, gerçi düşündürücü ve noktayı koyan bir son yapmış Gervais…. Dizinin hem senaristi hem yönetmeni hem de başrol oyuncusu olan Ricky Gervais ;

 “Bence bu iyi bir son, bence umutlu bir son ve bence bu gerçek bir son… Her şeyini kaybedersen, hayat hâlâ yaşamaya değer mi? Ve cevabım evet” demiş, o yüzden bize de sadece kabullenmek ve verdiği mesajı almak düşüyor.

 

Ana karakterimiz Tony, eşi Lisa’yı kanserden kaybettikten sonra hayata tutunmaya çalışan daha doğrusu tutunmasam da olur diyen birisi. Hikayeye baktığımız zaman çok üzücü, depresif, hayal kırıklıklarıyla dolu gibi görünse de dizi aslında yer yer komediye de değiniyor.  Tony bölgenin yerel gazetesinde çalışıyor ve çevresinde birbirinden tuhaf, sıra dışı ve dertli iş arkadaşları var. Gazetenin yönetiminde Lisa’nın abisi de bulunmakta ve her an Tony her konuda korumaya, kollamaya çalışıyor.  Biz onun bu çabasını izlerken ve üzülürken Tony ise onu olabildiğince geçiştirip itiyor.

Dizi Gervais’in müthiş bir komedi oyuncusu ve yazarı olmasından ötürü bir tutam komediyle beslenirken aslında derin bir hüznü ve hayatı sorgulayan, sorgulatan yapısıyla dram türünde bir hikayeyi merkezine alıyor.

Eşini kaybettikten sonra kaybedecek hiçbir şeyim yok düşüncesi ile beraber ne isterse yapmaya, insanlara ne düşünürse söylemeye, kaba olmaya, sağlıklı beslenmemeye, kimsenin ne düşündüğünü önemsememeye başlıyor. Aslında dizinin başından sonuna kadar Tony’nin yaşadığı değişimleri gözlemliyoruz. İnsanların düşüncelerini tekrardan önemsemeye başlamasını ve başkalarına değer vermeye başlamasını izliyoruz. Kısaca 3 sezonda Tony’nin evrimini görüyoruz.

Tony’nin birde Lisadan kalan hayat arkadaşı Brandy isimli köpekleri var. Lisa hayatı boyunca Tony’i yönlendirdiği, her şeyi kendi hallettiği için bir çok konuda Tony eksiklik çekiyor. Hele ki Brandy’i besleme şeklini izleseniz başlarda anlayacaksınız benim ne demek istediğimi. Eşine karşı olan aşkı, özlemi ve eksikliği çok fazla olan Tony hep bir intiharın kıyısında gibi görünüyor, bu durumda bize final sahnesinde acaba Tony’nin her zaman istediği şey mi oldu diye düşündürüyor.

 

SPOİLER ( paragrafı atlayabilirsiniz)

İzlerken hızlıca akıp giden 3 sezonun ardından, bu kara komedi sona ermeden önce kasaba halkını ve özellikle Tambury Gazetesini, son bir koşuşturma için bir araya getiren büyük bir topluluk etkinliği olan Tambury Fuarı’nda geçiyor. Bir şekilde herkesin hayatının tatlıya bağlandığını gördüğümüz sahnelerden sonra Tony, Lisa’nın anılarına gülümseyerek yine eşinin hayaletiyle fuarı onunla el ele terk ediyor. Önce görüntüdeki Lisa, çok geçmeden Brandy (köpekleri) ve en son Tony manzaradan kayboluyor. Böylece Tony’yi neyin beklediğine biz karar vermiş oluyoruz.

 

Hem başrol oyuncumuz hem yönetmen hem de senaristimiz Ricky Gervais şunları söylemiş ;

 

“Bence bu iyi bir son, bence umutlu bir son ve bence bu gerçek bir son. Ve sadece, işte buydu diyor. Sıradaki ne? Çünkü tüm gösteri tamamen bitişler ve başlangıçlarla ilgili. Tamamen rastgele bir araya getirilen insanlarla ilgili. Doğduğunuz yeri seçemezsiniz. Hangi beyne sahip olduğunuzu seçemezsin. Gerçekten kim olduğunuzu veya kime rastlayacağınızı seçemezsiniz. Bizler sadece rüzgarda süzülen ruhlarız. Konusu bu.”

“Umarım sen de sana uyan biriyle karşılaşırsın. Tony’ninki mükemmeldi. Ve buna tekrar sahip olamayacağını biliyor ve ben bundan memnunum. Büyük soruyu soruyor: Her şeyini kaybedersen, hayat hâlâ yaşamaya değer mi? Ve cevabım evet. Yapacak bir şeyin varsa, ayağa kalkman gereken bir şey varsa, devam et, çünkü zaten fazla vaktin yok.”

 

 

       FRAGMAN : https://www.youtube.com/watch?v=eIGGKSHMQOM

 

 

 

 

 

Aybike Parlak

3 Mart 1998 doğumluyum, doğduğum andan itibaren hayvanlarla beraber büyüdüm, şuanda da 2 kedi, 1 köpek annesiyim. Hayal kurmayı, gezmeyi, arkadaşlarımı, kitap okuyup bir şeyler izlemeyi ve yazmayı küçüklüğümden beri çok seviyorum. Hayatta ki amacımı hala kestirebilmiş değilim ama şuanlık hayvanlarla ilgilenmeye çalışıyorum, çünkü onların bize ihtiyacı var. (Veteriner Teknikerliği öğrencisi oldum bu yazıyı yazdığımdan beri.
Genel olarak çok tembel birisiyim (blog işi tembelliğe karşı ama halledicez bir şekilde) Ortaokuldayken çok fazla deneme türü, hikaye yazıyordum fakat baya bir süredir yazmıyorum ayrıca şu sıralar kitap okumakta da zorlanıyorum ama kitaplara ve yazma işine tekrar odaklanmak istiyorum.
Kısaca deneyimlerim, sevdiğim şeyler, yorum yapmak istediğim şeyleri sizinle paylaşmak, fikrimi belirtmek istiyorum. Umarım sizin için de yararlı olur. Henüz insanlara kendimi anlatma konusunda yetersiz de olsam beni anladığınızı umuyorum ve zamanla geliştikçe her şey daha iyi olacak. Umarım yazılarımızı beğenirsiniz.

Önerilen makaleler

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: