Arı Kovanına Çomak Sokan Kız – Kitap Yorumu

Merhaba arkadaşlar! Millennium Serisinin üçünkü kitabı olan Arı Kovanına Çomak Sokan Kız’ın yorumuyla karşınızdayım. En sevdiğim seriler listesinde tepelere tırmanan bu üçlemeyi (bilinen altı kitabı olsa da önceki yorumlarımdan da fark etmişsinizdir Stieg Larsson, üçüncü kitabı bitirdikten bir süre sonra hayatını kaybetmişti ve seriye dördüncü kitabı yazan arkadaşıyla, seri altı kitaplık bir şekilde sonlanmıştı) okumanızı tavsiye ederim.

Ben arkadaşımla birlikte bu seriyi alırken, üçün sonu açık uçlu kalır ve devam kitaplarını merak ederiz diye almıştık. Ama öyle bir şey olmadı, pek tabii tatmin edici bir son kitap olarak görülebilirdi serinin üçüncü kitabı. ^^ Yani siz de merak ediyorsanız, ilk üç kitabı sipariş edebilir keyfinize göre de son üçlemeyi alabilirsiniz. Eh şimdi arka kapak yazısına oradan da yorumuma geçiyorum…

Arı Kovanına Çomak Sokan Kız – Arka Kapak:

“Sizi uyarıyoruz: Millennium üçlemesi kesinlikle bağımlılık yapıcı.”
-The Guardian

“Dönüp tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Millennium üçlemesi bu milenyumun en iyi üçlemesi.” -John Timpane, Philadelphia Inquirer

“Stieg Larsson’u okumak, sert bir kahve gibi sizi canlandırır… Kitaplar sıra dışı bir şekilde aksiyon dolu ve düpedüz bağımlılık yaratıcı. Larsson son derece zeki bir aktivist ve feminist olmanın yanı sıra Tanrı vergisi bir aksiyon yazarlığı yeteneğine de sahip…”
-David Kamp, New York Times

“Kasırga gücünde bir roman. Alexandre Dumas’ın Üç Silahşörler’ini veya Charles Dickens’ın romanlarını aynı hararetli heyecanla okumuştum. Olağandışı… Hiç gocunmadan söylüyorum: Muhteşem.”
– Mario Vargas Llosa, El Pais

“Larsson üstün bir yazar. Kurgunun birçok katmanını sıkıca bir ipe bağlıyor ve sayfa sayfa okuyucuyu sürüklüyor. Kitabın sonu, böyle bir seride isteyebileceğiniz her şeyi size veriyor.”
-Leonard Zeskind, Kansas City Star

“Her yeni nesil Salander ve Blomkvist’i bir gün okuyacak ve onların dünyasına kapılacak.”
-Sarah Weinman, BN.com

“Şu anda yaşadığımız hayatı yüzlerce ve yüzlerce heyecanlı sayfada yeniden keşfetmek isteyen kimse bu üçlemeyi kaçırmasın. Son kitabın muhteşem bir kurgusu var. Kitap, çağdaş edebiyatın en mükemmel sonlarından birine doğru ilerledikçe kitap hiç bitmesin istedim.”
-Alan Cheuse, Chicago Tribune

“Kalbinizi durduracak sahnelerde polisiye edebiyatın en unutulmaz karakterleriyle tanışmaya hazırlanın. Bu kitap Larsson’un ismini edebiyatın en orijinal ve tutkulu seslerinden biri olarak tarihe kazıyor.”
-Ellen Shapiro, People

“Millennium serisi dünya çapında benzersiz bir yayıncılık mucizesi.”
-Kate Mosse

“Hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak; bu kitabı da gecenin ilerleyen saatlerine dek okuyacaksınız. … İsveçli bir bilgisayar manyağının bizi soluksuz bırakabileceğini kim düşünebilirdi ki?” -Daily Express

“Olağanüstü… Okuyucular kitabı okurken yerlerinden bile kıpırdayamayacak. ”
-Sunday Times

Arı Kovanına Çomak Sokan Kız – Kitap Yorumum:

Sanırım serinin devam kitapladını almasam da olurmuş. Zira tereddütle, Siteg’in vefatını bildiğim için, yarım kalmış bir seri bekliyordum. Açık uçlu bir son, bu yüzden arkadaşı tarafından devam ettirilmiş bir seri…

Ancak öyle değilmiş.

Stieg seriyi üçleme olarak hakkıyla bitirmiş ve ben, bu seriye hayran kaldım.

Zamanında İsveç‘e (linke tıklayarak İsveç maceralarımı da okuyabilirsiniz) gitmiş olmamın da verdiği bir etkiyle bu kitabı okurken kulağıma tanıdık gelen yerlerin isimlerini görmek ve hâlâ hatırlayabildiğim kadarıyla o yerleri zihnimde canlandırmak benim için harika bir ayrıntıydı.

Öte yandan, keşke bu seriyi İsveç’e gitmemden önce okumuş olsaydım… Kesinlikle İsveççe baskısını da alır kitaplığımda güzelce muhafaza ederdim…

Stieg kalemini beğenmemin aslında çok sebebi var. Öncelikle seri aşağılık bir adamın kadın cinayetleri işlemesiyle başlıyor ve bir kayıp vakası araştırılıyor. Bu sayede iki ana karakterin yolları birbiriyle kesişiyor ve hikaye asıl karakterimiz çerçevesinde, Lisbeth’in etrafında şekilleniyor ve inanın bana, çok az yazarın başaracağı bir şekilde her şey iç içe geçiyor.

Yaşanan hiçbir şey, altı boş şeyler değil. Hatta çok daga derin detaylarla işlenmiş olan bu üçüncü kitap beni biraz ağır bilgilerle yormuş olsa da, okumaya değerdi. Kesinlikle bu seri, kitap severlerin kitaplığında bulunmalı.

Ah Lisbeth’im, yavru kuşum… Neler yaşadı? Neler çekti… Hem de onu koruması gereken kişilerce nasıl ihanete uğradı… Karakterlerden birisi olan Avukat Gianini, “Onun yerinde ben olsaydım, çoktan kafayı yemiştim” diyordu sonlara doğru.

Okurken aynı şeyleri hissettim. Lisbeth çok güçlü bir kız, insanı kendine hayran bıraktırıyor. Öyle ki, bu hayranlık onun güçlü olduğunu bilmeme rağmen elinden tutup saklamama sebep olacak kadar büyük.

Çok az kitap karakteri böylesine derin işler benim ruhuma ve Lisbeth’in ruhuma dokunduğunu hissedebiliyorum.

Ayrıca Stieg’in verdiği hava da çok güzeldi. Sanırım bir gazeteci olmasından kaynaklı, gördüğü geçirdiği olayların çoğunu göz hapsinde tutarak tasarlamış bu kitabı. Birçok konuda derin düşünceler, yapılaşmalar oluşturulmuş. Okura çok basit gibi görünse de, aslında teşkilatlanma oluşturmak bunun altını doldurmak yazar için her zaman kolay olmuyor ancak Stieg kesinlikle her şeyin hakkını vererek yazmış ve kesinlikle her şeyi dolu dolu bizlere vermiş.

Gerçekten okuduğum en harika serilerden birisiydi.

Kitap yorumlarında genelde yapmayı hedeflediğim gibi, sevdiğim alıntıları bırakıyorum. Tabii, 1000k hesabımda yayınladığım kadar alıntıyı burada yazmıyorum ^^ İsterseniz 1000k yazısına tıklayarak hesabıma ulaşabilirsiniz!

Tarih kitapları, silah kullanmayı öğrenip cephede erkeklerle yan yana çalışan, sıradan kadın savaşçılara karşı genel olarak kayıtsızdır. Ama tarih kitapları görmese de onlar vardır ve kadınların katılmadığı bir savaş neredeyse yoktur.

“Mikael Blomkvist’in ifade ettiği gibi: Sonsuz bir zamanın içinde, bir şeyleri yayınlamak için doğru tek bir an vardır.”

Eğer böyle giderse, Lisbeth hastaneyi yalnızca başında bir delikle terk edecekti. Ama bu kızın ruhunda açılan yaraların nasıl iyileşeceğini bilemiyordu Dr. Jonasson.

“İnsan hep gençmiş gibi dolaşıp hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken, birden yolun sonuna geliyor.”

Hayatta kalmış olmasına şaşırıyordu ama tuhaf bir şekilde yaşıyor olmasına karşı da kayıtsızdı, daha doğrusu hayata karşı bir ilgi duymuyordu. Eğer şimdi içinde uyandığı siyah bir boşluktuysa ölüm, endişelenecek bir şey yoktu. Ölümle yaşam arasındaki farkı hiç anlayamayacaktı.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: